Travesti bu sistem bizi derinden sarsıyor !

Travesti kimliklerin (transseksüel ve transgender) hastalık tanımından çıkarılması gerekliliğini savunan bir kampanya olan Stop Trans Pathologization-2012  “Sözde ‘cinsiyet kimlik bozukluklarının’ tüm dünyada ve Türkiye’de kullanılan Amerikan Psikiyatri Birliği’nin 2013′te yenileyeceği Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı DSM (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) ve Dünya Sağlık Örgütü’nün 2014′te yenileyeceği Uluslararası Hastalık Sınıflaması ICD (International Statistical Classification of Diseases and Related Health Problems) teşhis kılavuzlarından çıkarılması ve trans bireylerin sağlık haklarının güvence altına alınmasını” amaçlayan bir kampanyadır.”(1)

“STP 2012 kampanyasının dahilinde, Ekim 2007’den beri tüm dünyada değişik şehirlerde eşzamanlı gösteriler düzenlenmiştir. Trans Kimliklerin Hastalık Tanımından Çıkarılması için Uluslararası Eylem Günü 23 Ekim 2010 tarihinde tüm dünyada, farklı şehirlerde gösteri ve eylemler gerçekleşmiştir. İstanbul’da Taksim Meydanı’nda başlattığımız Galatasaray Meydanı’nda basın açıklamasıyla son verdiğimiz bu coşkulu eyleme, İstanbul LGBTT Sivil Toplum Girişimi, Voltrans Trans Erkek İnisiyatifi, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği ve Kadın Kapısı’ndan aktivistlerin yanı sıra feminist, insan hakları ve üniversitelerdeki LGBT örgütlerinden birçok kişi katılmıştı. Bu eylemler yalnız İstanbul’da değil Ankara’da ve dünyanın birçok farklı şehirlerinde de gerçekleşmiştir.”(2)

Şu ana dek, aynı anda gerçekleşen eylemlerle 45 ülke kampanyaya katılmıştır.(3) Şehirlerin sayısından da anlaşılacağı gibi dünyanın birçok yerinde trans hakları ihlali yaşanmaktadır. Uluslararası Af Örgütü web sitesinde “Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti/Transseksüel (Transgender) Sorunları” başlığı altında yayınlanan bu yazı dünyanın farklı yerlerindeki trans bireylerin yaşadığı hak ihlallerini gözler önüne sermektedir.

“Birçok ülkede trans kişilerin hakları korunmuyor; sadece olmak istedikleri gibi yaşadıkları için kovulabiliyorlar. Birçoğu, nasıl niteliklere sahip olurlarsa olsunlar, bir yerlerden başlamak için bir iş sahibi olamıyorlar.” Türkiye ve Kosta Rika’daki trans toplulukları da devamlı bir şekilde polis tarafından cinsel ve diğer şekillerdeki istismarlar ile taciz ediliyorlar. Birçok sıradan yöntem ile trans kişiler sürekli ayrımcılığa uğruyorlar. Sağlık hizmetlerini kullanmak onlar için büyük bir sıkıntı; aşağılama ve daha kötü muameleye maruz kalmak ise zaten hepsi için ortak. Bunun sonucu olarak hastalandıkları zaman birçoğu sağlık yardımı almaktan kaçıyor. Birçok ülkede trans kişiler cinsiyetlerinin yeniden tayin edilmesi için gerekli olan önemli belgeleri alamıyor; bu durum evlilik olasılıklarının reddedilmesine yol açıyor, aşağılanmaya neden oluyor, hatta yanlış belge kullandıkları gerekçesiyle durumun daha da kötüleşmesine ve tutuklanmalarına bile sebep olabiliyor."

“İkili cinsiyet modelinin acımasız katılığı ve bu durumun ortaya çıkardığı insan hakları ihlallerinin zorlayıcı koşullarının temelini oluşturduğu Transgender (Travesti/Transseksüel) Hareketi, cinsiyet çizgisinde karşı tarafta olan kişilerin oluşturduğu genel birlikteliğin hareketidir. Cinsiyet geçiş ameliyatı geçirmiş veya geçirmemiş interseksler ve transseksüellerle birlikte travesti ve cross-dresser’ları da kapsayan bir harekettir bu. Bu mücadele, cinsiyet kimliğimiz ne olursa olsun, bizi erkeksi ve kadınsı olmanın katı ve basma kalıp ifadelerinden kurtarıp, hepimizi özgürleştirme potansiyeline sahiptir.”(4)

Bu uzun soluklu kampanya ile amacımız sokaklarda coşkuyla yürüyerek, trans kimliklerin değil, diğer cinsiyetleri ve yönelimleri görmezden  gelerek, ötekileştirerek kendini vareden heteroseksist ve ikili cinsiyet sisteminin hasta olduğunu tüm dünyaya haykırmak; medya aracılığıyla taleplerimizi, devlet  yetkililerine ulaştırmak ve maruz kaldığımız ayrımcılığı, şiddeti kısaca hak ihlalleri sonucunda doğan mücadelemizin sesini tüm dünyaya duyurmaktı.

Trans aktivistlerin başlatmış olduğu bu kampanya, 1979 yılından bu yana trans kimlikleri “cinsel kimlik bozuklukları” kapsamında değerlendirerek “tanı ve tadavi” için standart bakım prosedürü geliştiren, buna bağlı olarak cinsiyet tayini kararının iki aşamada verilmesini tavsiye eden ve bugün halen İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde harfiyen yerine getirilen Harry Benjamin kriterlerini sorgula(t)mış, trans aktivistler ve psikiyatristler arasında tartışmalara neden olmuştur. 2012 yılında açıklanması gereken DSM-5 2013 yılına ertelenmiştir. Halen hazırlık aşamasında olan DSM-5’te transeksüelite kategorisi gözden geçirilmektedir.

“Bizler kadınlık ve erkeklikten ibaret ikili cinsiyet sistemini tek ve mutlak bir seçenekmiş gibi dayatan aşırı katı anlayışı ifşa ediyoruz. Bu ikili cinsiyet sistemi sonradan inşa edilmiştir ve bu nedenle sorgulanabilir. Sırf bizim buradaki varlığımız bile bunun yanlış olduğunun bir kanıtıdır ve bu da gerçeğin daha çoğulcu ve daha çeşitli olduğuna işaret eder. Tıp ve devlet bizi hasta olarak tanımladıkça bizim kimliklerimizin, bizim hayatlarımızın onların sistemini ne kadar derinden sarstığını itiraf etmektedirler. Bu yüzden diyoruz ki, hastalık bizde değil, bu ikili cinsiyet sistemindedir.”(5)

Merhaba dünya!

WordPress’e hoş geldiniz. Bu sizin ilk yazınız. Bu yazıyı düzenleyin ya da silin. Sonra blog dünyasına adım atın!

Travesti çalışma koşullarımızı düzenleyin !

Kırmızı Şemsiye  Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’nin düzenlediği Travesti Seks İşçileri Konuşuyor: Özgürlük İstiyoruz etkinliği kapsamında Anakara’da buluşan seks işçileri Yüksel Caddesi’nde basın açıklaması yaptı.

“’Yollu’lar Yolsuzları Yenecek” pankartı taşıyan seks işçileri “Biz cinsel hizmet satıyoruz, bedenimizi değil” diyerek seks işçiliğini suç haline getiren yasaların değiştirilmesini talep etti.

"Seks işçiliğini meslek olarak tanıyın"

“Devlete sesleniyoruz:

“Seks işçiliğini meslek olarak tanıyın ve çalışma koşullarımızı iyileştirin. Seks işçilerinin insan haklarını güvence altına alın. Seks işçilerine yönelik polis tacizine ve şiddetine son verin! Bizden aldığınız vergiler ve hukuksuz şekilde cebimizden aldığınız paralar iyi oluyor da bizim varlığımız mı kötü oluyor? Adaletiniz batsın!

"Cinsel hizmet satıyoruz, beden değil"

“Topluma sesleniyoruz:

“Eğer ‘ahlak’ ve ‘namus’ dediğiniz, bir seks işçisini öldürmeyi meşru görüyorsa, alın o ‘ahlak’ ve ‘namus’u başınıza çalın! İkiyüzlülüğe bir son verin. Gece koynumuza girdiğinizde iyi olan bizler, gündüz mü namussuz ve ahlaksız oluyoruz? Biz cinsel hizmet satıyoruz, bedenimizi değil. Biz cinsel hizmet satıyoruz, onurumuzu değil. Herkes ne kadar onurlu ve ahlaklıysa, seks işçileri de en az diğer herkes kadar onurlu ve ahlaklıdır!

“Hırsızlık ve yolsuzluğun meşrulaştığı, hak ihlallerinin düzen haline geldiği, ikiyüzlü ahlak anlayışının toplumu kıskıvrak ele geçirdiği bir düzende, seks işçilerini kimsenin yargılamaya, küçük görmeye, eleştirmeye hakkı yoktur. Seks işçileri, devleti ve toplumu karşılarına alacak cesaretleriyle tüm topluma örnek olacak kişilerdir. Bizler, yani seks işçileri, namuslu rolü yapmıyoruz. Namuslu rolü yapanların da aslında ne olduklarını biliyoruz.

“Bizler, yani sizin ‘yollu’ diye hakaret ettikleriniz, bu çürümüş düzenin temizleriyiz. O sebeple diyoruz ki ‘yollu’lar yolsuzları yenecek! Adaletsizliğe, şiddete ve nefrete inat, seks işçileri olarak haklarımızı savunmaya devam edeceğiz.”

Travesti öldüğün zaman bile sen suçlusun !

Bu ülkede travesti olmak suç. Bu ülkede biyolojik cinsiyetini, yani bedenini, toplumsal cinsiyete aykırı kullanmak suç. Yani kendi bedeninden kendi yapına uygun tasarruf edemiyorsun. Heteroseksist, erkek egemen cinsiyetçi devlet belirliyor senin nasıl yaşayacağını. Eğer onun istediği gibi yaşamazsan, öldürüldüğün zaman, devlet mercileri seni suçlu buluyor. Öldürülüyorsun ama karşı taraf sen travesti olduğun için, transseksüel olduğun için, eşcinsel olduğun için ceza almıyor, sadece insan öldürmenin cezasını alıyor. Nefret cinayetleri kapsamına alınmıyorsun bedeninin heteroseksist zihniyete göre kullanmadığın için. Bu ne demek oluyor; eşcinsellerden, travestilerden, transseksüellerden nefret edebilirsiniz. Onlar lanetlenmiş yaratıklardır, öldürülmeyi hak ediyorlar. Öldürürseniz herhangi bir şekilde, nefret suçu işlememiş olacaksınız ve ekstradan ceza almayacaksınız.

Oysa bir insan, dilinden, dininden, ırkından, renginden, milliyetinden, cinsiyetinden, vesairesinden dolayı öldürülürse, nefret suçları kapsamında katillere ağırlaştırılmış hapis cezası veriliyor ama buna eşcinseller, transseksüeller, travestiler dahil değil. Neden; çünkü devlet onları insan yerine koymuyor. İnsan olmanın belli kıstasları var tabi heteroseksist zihniyete göre. Erkek egemen yapıya, heteroseksizme uygun olacaksın. Milliyetçiliğinden cinsiyetçiliğine kadar da tüm unsurlar heteroseksizmin hizmetinde zaten.

Batı'da tam tersi işliyor adalet sistemi, insanlık sistemi. İnsana, insan olduğu için değer veriliyor; egemen yapnın standartlarına uyduğun için değil. Bir bakıma heteroseksist toplumların ayrımcılık olmazsa olmazı. Eşitlik, özgürlük, demokrasi diyorlar ya, sadece kendi yapılarına uygun bir demokrasiden bahsediyorlar, sadece kendi çıkarlarına uygun bir insanlıktan bahsediyorlar.

Bir travesti öldürüldüğü için katili hak ettiği cezayı almadı. Soruyorum devlete, millete ve bu ülkede yaşayan herkese: Ne düşünüyorsunuz, umrunuzda mı? Hiç yüreğiniz sızladı mı bir insan heteroseksist sistemin bir parçası olmadığı için? Boğazınızdan da lokma çok rahat geçecek, başınızı da yastığa çok rahat koyup uyuyacaksınız. Çünkü siz de heteroseksistsiniz!

Bu adaletsiz karar ne gazete manşetlerine, ne de televizyon haberlerine yansıyacak. Çünkü bir travestinin öldürülmesi size dokunmayacak. Peki bütün LGBTİ'lerin kökü kazınsa, kazınmaz da, çünkü LGBTİ'ler heteroseksüel ilişkilerden doğuyor ve üremeyi sağlayan genle eşcinsellik geni aynı, kazınsa sadece o günün haberi olurlar değil mi? Ertesi gün gene heteroseksist heteroseksist yaşar gidersiniz. Bir canlının doğuştan getirdiği yaşama hakkı, heteroseksist kültürlerin iktidar olma mücadelesi kadar önem taşıyamaz. Sadece yazık diyorum bu insanlığa. Zaten anlamayacak dünyaya da ne anlatsan boş.

İstanbul Avcılar Meis Sitesi sakinlerinden Seda isimli travesti  nefret cinayetine kurban gitmesine rağmen, katili haksız tahrik indirimden faydalanarak 15 yıl hapis cezası aldı. Katil var olan ceza infaz sistemine göre de sadece 8 yıl hapis yatacak. Tahrik indiriminin gerekçesi, nefret cinayetine kurban giden Seda'nın travesti olması ve de katile (sözde) ilişki teklif etmesi. Nerden biliyoruz ilişki teklif ettiğini? Bütün travesti, transseksüel, eşcinsel, nedense katillere hep ilişki teklif ediyor. Oysa benim bildiğim erkek egemen olan bu ülkede ilişki hep erkeklerden ve erkek geçinenler tarafından teklif edilir. LGBTİ'ler korkarlar, çekinirler böyle bir şeye. Aklınız alıyor mu eşcinsellerin, transseksüellerin erkeklere ilişki teklif ettiğini diyeceğim ama insanlar çıkarına uygun neye inanmak istiyorlarsa ona inanıyorlar ne yazık ki?

Aslında ötekileştirilen kesimlere karşı olan önyargılar, adalet sisteminin yanlış kararlar almasını da pekiştiriyor. Zaten yasalarda eşcinsel, travesti diye bir şey yok. Hakim neye göre karar verecek ki? Geleneksel yapının ahlak anlayışına göre karar verecek önünde eşcinsellerle ilgili karar verebileceği bir mevzuat olmayınca. Eğer karar verici mekanizma da heteroseksistse, tabiki de travestiliği tahrik unsuru olarak değerlendirecektir.

Katil diyor ki, "Alkollüydüm, bana ilişki teklif edince kızgınlıkla darp ettim, öldürme niyetim yoktu." Bu iddiaya kargalar bile güler ama adalet sistemimiz, yargımız bu ifadeyi ciddiye alıyor ne yazık ki. Ölen zaten bir travesti değil mi, katil de zaten heteroseksizm tarafından, daha ne olsun?

Ve ne yazık ki Adli Tıp ölen travestinin tecavüze uğrayıp uğramadığı, ilişki yaşayıp yaşamadığını araştırmamış bile. Oysa bu ülkede şöyle bir gerçek var: Eşcinseller, travestiler, transseksüeller kendileriyle ilişkiye giren, eşcinselliğini kabul edememiş gizli eşcinseller tarafından öldürülmektedir. Devlet eşcinsel karşıtı olunca, heteroseksizm tarafında yer alanı savunuyor.

Travesti biz bebeksiler , biblolar , güya Ay ’ dan düşmüşler …

Bir şehir parkının travesti kaderinin ötesine geçen günler gördük. Akıllarımızda yıllardır dinlediğimiz direniş hatıraları, bizden kitaplar ya da ekranlar kadar uzak, hatta bu memleketten çok uzak olduğunu düşündüğümüz başarı öyküleri vardı. Babalarımızdan duyduğumuz, annelerimizden işittiğimiz günler. Oysa sadece bir yıl önce hep beraber bir hatıra yaşadık, her dakikası birbirinden değerli ve önemliydi. Binlerce yıldır her çeşit bilginin mermerlere kaydedildiği bu coğrafyada yaşamıştık. Çivilerle beşiklerden mezarlara kader yazdık. Devlet eliyle de kazılıyor ya bu sözler, kayıt hâlâ devam ediyor. Bu toprağın bir devlet geleneğidir, mezara Fatiha yazdırmak ama Ali’den rahmet dileyememek. İnanmayanı inanarak göndermek, başka bedeni olan insanı olmadığı gibi göndermek. Devletimin kamçısı parasızlık, fakirlik. Devletimin düsturu saygısızlık, adaletsizlik. Benim olmadığını, bana çalışmadığını yüze vura vura söylettiği devletim, umutla çıkılmış yollarda, dört nala koştuğumuz; karabiber memleketim. Tüm kaybettiklerimizin ruhu şad olsun!
Bir de hiç kimsenin bilmediği direniş öyküleri vardı, hâlâ var. Mesela dört duvar içinde, bedeli bedenle ağır ödenen varoluş direnişi devam ediyor, kimisi kendine has başarı kimisi aile cinayetiyle bitiyor. Mesela Tarlabaşı evlerinin kapılarında direniş hâlâ devam ediyor, devlet eliyle mühürlenen kilitler, içinde yaşayanları çatısız koyuyor. Mesela herkesin rağbet ettiği direnişlerin yanında her gece sokaklarda bizler için direniş devam ediyor, ite kaka kolluk kuvvetleriyle dövülerek, sövülerek, gelen geçene eğlence olarak(!) devam ediyor. İstanbul ’da direniş hâlâ devam ediyor, mahallesinde dövülen “yumuşak, top, oğlan, homo” gençlerin direnişi tüm hızıyla sürüyor. Araba tepelerinde ‘punk’ filmleri aratmaksızın, yolculuk ederken çoğunlukların şahit oldukları “travesti” direnişleri devam ediyor. Belasını Rab’dan bulmaya bile bırakılmayan, belayı erkeklikten tepsiyle sunularak bulan, tarih kadar eski olan biz lezbiyen, gey, biseksüel ve transların “antik” direnişi devam ediyor! Tüm kayıplarımızla beraber Gezi’den önce, Gezi’yle ve Gezi’den sonra durmaksızın sürüyor.

‘Geceleyin bitenler’
Gezi Direnişi, LGBTİ’ler için başarı öyküsüydü. İstanbul’dan Anadolu’ya ve tüm dünyaya özgürlük dolu mesajlarımızı ilettik. Biz bebeksiler, biblolar, güya Ay’dan düşmüşler direniş sırasında önceleyin uzaydan gelmiş gibi gözlenmiştik. Hâlbuki parkın ev sahiplerindendik; sokak köpekleri ve kediler, tinerciler ve otelcilerle vardiya misali parkta “geceleyin bitenler” olarak binlerce kent sakiniyle yıllarca yeşili paylaşmıştık. 22 yıldır örgütlü mücadelesi devam eden ama tarihi bu topraklarda tarih kadar eski olan biz LGBTİ’ler, onur mücadelemizde önemli bir adımı geride bırakmıştık. Bu adım İstanbul’dan sıçramış, İzmir’de yıllardır örgütlenen LGBTİ’leri ilk kez Onur Yürüyüşü yapmaya ötelemiş; Antalya, Antep, Adana, Dersim, Malatya, Mersin, Giresun ve birçok başka şehirde yeni LGBTİ oluşumları kurmak üzere LGBTİ’leri bir araya getirmişti.

Yeniden Onur Haftası
İstanbul’daki LGBTİ örgütleri için geçtiğimiz yılın haziran ayının son iki haftasına denk gelen ve yıllardır düzenlenen Trans ve İstanbul LGBTİ Onur Haftaları gerek katılımcısı gerek politikanın ana sahnesine taşınan yepyeni söylemleriyle on binlerce kişinin eşit hak mücadelesi için yürümesine yol açmıştı. LGBTİ hareketi durmadı, yaklaşan seçimlere karşılık temmuz ayında İstanbul merkezli LGBTİ Siyasal Temsil ve Katılım Platformu’nu kurdu. Yerel yönetimlere dair talep üretebilmek, hatta neden temsil edilemediğimize yönelik politika oluşturmak LGBTİ hareketinin karşılaştığı yeni şeylerdi. Bunu göğüsleyebilmek için SPod LGBTİ Derneği’nin (Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği) ciddi emekleriyle Anadolu’nun birçok kentinden LGBTİ’ler İstanbul’daki örgütlerle bir araya geldik. Bu buluşma istihdamdan sığınma evlerine, belediye içi farkındalık eğitimlerinden sağlık, kültür ve daha birçok alanda taleplerin ortaya çıkmasını sağladı. “LGBTİ Dostu Belediyecilik Protokolü”nün ön hazırlığı olan bu çalışma seçime hazırlanan 40 belediye başkan adayına imzalatıldı. Gezi’yle beraber anaakım siyasi alana çıkan LGBTİ hareketi, bir baskı unsuru olarak varlık gösterebildi. Protokolü imzalayıp seçimi kazanan 5 belediye başkanı LGBTİ Dostu Belediyeler için mücadele sözü verdi. Bitmedi! Belediye meclis üyeliğine de LGBTİ adaylar çıktı! İstanbul’dan 8, Türkiye ’den 12 LGBTİ, beş ayrı siyasi partiden seçim yarışına girdiler. Hiçbiri kazanımla sonuçlanmamış olsa da, farkındalık adına büyük bir adım atıldığına eminiz. Bugün özellikle İstanbul’da LGBTİ Dostu Belediye olacağını kabul eden Şişli, Beşiktaş ve Kadıköy belediyelerinde uzun yıllar sürecek çalışmalar bizzat LGBTİ aktivistlerin çalışmalarıyla devam ediyor. Geçtiğimiz hafta Lambdaistanbul, SPoD ve Kaos GL derneklerinin “17 Mayıs Uluslararası Homofobi ve Transfobi Karşıtlığı Günü”nü kutlayan Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü, Türkiye’de bir ilki de gerçekleştirmiş oldu.
Bu sırada parkta İstanbul’daki tüm LGBTİ örgütlerini temsilen alanda olan LGBTİ Blok da çalışmalarına devam etti. Tüm direniş ve eylemlerde varlığını gösteren Blok özellikle Kadıköy’de yapılan 22 Aralık Kent Mitingi’nde “Gettoları Değil, Şehrin Tamamını İstiyoruz” sloganıyla önemli bir çıkış yaptı. Bu sırada 1992’den beri örgütlenen Lambdaistanbul LGBTİ Dayanışma Derneği, Gezi Direnişi’yle birlikte temasta olduğu örgütlenmelerle uzun soluklu toplantılar almaya başladı. Gezi Parkı’nın siyasi çeşitliliğini dernek binasına taşıyan Lambda, düzenli forumlar düzenleyerek politika alanını genişletti. SPoD LGBTİ, yerel yönetimlere yönelik çalışmalarında ciddi bir yol kat etti. Belediyelerde homofobi-transfobi ve toplumsal cinsiyet eşitliği için farkındalık eğitimlerinin çalışmalarına başladı. Bu uzun yolculuğunun meyvelerini önümüzdeki yıllarda almaya başlayacağız.
Bu sene 22-29 Haziran 2014 tarihlerinde gerçekleştirilecek 22. İstanbul LGBTİ Onur Haftası’nın hazırlıkları tüm hızıyla devam ediyor. Bu yılın başlığını TEMAS olarak seçtik, öyle ki yıl boyu her telden ve her yerden insan ve hareketle temas ettik. Fakat maddi yetersizlikler İstiklal Caddesi’ni 29 Haziran’da gökkuşağına boyamamıza engel oluyor. Biz yine de yürüyeceğiz ama kitlesel fonlamamıza katılarak bize destek olmak istemez misiniz?

Travesti transfobiden dolayı müşahade altında kalamadı !

Miraç kandilini bahane eden grup, travesti Cansu’ya “Sizi burada barındırmayacağız” diyerek saldırdı.

Cansu olayla ilgili olarak; “27 plakalı bir araçtan eli sopalı 3-4 kişi çıktı. Bana ‘Kandil gününde de mi sokaktasın? Kandil günü sokakta işin ne? Sizi burada barındırmayacağız. Defolun gidin. Sokaklarımızı temizleyeceğiz’ diyerek saldırdılar” dedi.

kaosGL.org’da yayınlanan haberde; polisin olayı soruşturmak yerine, ilgilenmemeyi tercih ettiği belirtildi. Mersin 7 Renk LGBT Derneği Başkanı Yağmur Arıcan yaptığı açıklamada;  “Polis olayın üstünü kapatmaya çalışıyor. Saldırıdan sonra ilk gelen polis ekibi ilgilenmiyor bile. ‘Bir kadın saldırıya uğradı’ anonsu geçiliyor. Polis olay yerine gelip, saldırıya uğrayanın trans kadın olduğunu görünce ilgilenmiyor. Cansu ısrarla araç plakasını ve kaçtıkları yeri tarif etmesine rağmen dinlemiyorlar, ‘Yanlış görmüşsündür’ diyorlar” ifadelerini kullandı.

Haberde; polisin ambulans çağırmadığı, Cansu’yu arkadaşlarının hastaneye götürdüğü belirtildi. Transfobi hastanede de devam ettiği, sağlık görevlilerinin saldırıya uğrayanın bir trans kadın olması nedeniyle ilgilenmek istemediği vurgulandı. Tepkiler üzerine Cansu’nun tedavi altına alındığı söylendi.

Kafatasında kırıklar olan Cansu hastanede diğer hastaların transfobisine de uğradığını belirterek “Bana bakıp gülüyorlardı. Parmaklarıyla işaret ediyorlardı” dedi.

Müşahade altında kalması gereken Cansu’nun transfobiden dolayı hastaneden çıktığı, bilinci yarı açık biçimde eve geçtiği ve mide bulantıları, iç kanama riskiyle birlikte evde dinlendiği belirtildi.

Yağmur Arıcan, Mersin 7 Renk LGBT olarak olayın peşini bırakmayacaklarını ve dava açacaklarını söyledi. Polisten MOBESE kayıtları isteneceği belirtildi.

Mersin’de olanları Arıcan şöyle anlattı:

“Transfobi rahat durmuyor. Mersin’de transfobi hortladı. Sokaklardan bizi temizlemeye uğraşıyorlar. Bunun arkası kesilmiyor. Daha önce de Pozcu’da saldırılar oldu. Translar sürekli saldırıya uğruyor. Bu sadece bizim gördüğümüz kısmı. Birçok trans kadın polisten korktukları için sineye çekiyor. Veya davalardan bir şey çıkmayacağını düşünüyor. Biz takipçisi olup bu olayı nefret suçu olarak kayıtlara geçireceğiz. Bu saldırıların nefret saldırıları olduğu kabul edilmeli.”

Travesti o süreçte ben haklı çıkacağım !

Başbakan Erdoğan’ın LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, interseks) aktivisti Levent Pişkin’e açtığı “ibne” tweeti davasında Pişkin’e 1500 lira para cezası verildi. Böylece Yeni Akit gibi yayın organlarının hedef gösteren, hakaret eden, nefret suçu içerikli yayınlarının cezasız kaldığı bir atmosferde; bir “ibnenin” yurttaşı olduğu ülkenin yasama, yürütme ve fiilen yargının başındaki isimden açıklama beklemesi cezalandırılmış oldu.
 
“Bu davada ben değil; ibnelik yargılandı” diyen Pişkin’in suç duyurusu ile işleme konulmadı. Pişkin ile dava sürecini, cezanın hukuki ve toplumsal anlamlarını konuştuk.
 
Bir ibne olarak, ibne kelimesini hakaret olarak kullanmasının mümkün olmadığını hatırlatan Pişkin, hakaretten ceza verilebilmesi için kasıt olması gerektiğini söyledi
 
Pişkin tekrar suç duyurusunda bulunacağını ve “ibnelik” mücadelesini her alanda sürdüreceğini de sözlerine ekledi…
 
Dava sonuçlandı. Ceza aldın. Şimdi sen Başbakan’a hakaret etmiş mi oldun?
Daha gerekçeyi görmedik ve neden ceza aldığımızı henüz bilmiyoruz. Büyük ihtimalle ibne kelimesi gerekçeli kararda hakaret olarak geçecek. Bu davada ben değil ibnelik yargılandı. Hiçbir zaman kendi davam olarak algılamadım. Bu davanın ardından zaten 17 tane LGBTİ örgütü ibneliği sahiplenen açıklamalar yaptı. Ki zaten slogan ve lolipoplarımızda da var. Para cezası ertelendi şu anda ama Erdoğan’ın avukatının sanki çok ihtiyacı varmışçasına vekalet ücretini bana ödetecekler.
 
Sen Başbakan’a ibne mi demiştin ki?
Yok, yani bildiğin üzere dememiştim. Erdoğan’dan “dört dörtlük ibneyim, ibneliği sizden öğrenecek değilim” açıklaması da bekliyorum demiştim. Ama sanırım Erdoğan ve ibne kelimelerinin aynı cümlede geçmesi dahi büyük hakaret olarak görülüyor. Oysaki demediğim aşikar.
 
Aslında ibnelere sahip çıkalım temennisi sanki?
Dediğim tam olarak o. Herkese sahip çıkıyorsun, tüm kimlikleri sahiplendin, bizi de sahiplen demek istedim. (Gülüyoruz) Neyse hiç gereği yok sahiplenmesinin bir yandan da…
 
Verilebilecek en alt sınırdan ceza verildi. Kamu görevlisine hakaretten açılmıştı ceza ama herhangi bir kişiye “hakaretten” verildi ceza. En alt sınırdan vermesinin sebebi de bana kalırsa hâkimin korkması. Şu anda hem para hem de hapis cezası temyiz sınırının altında. Bir yandan hükmün açıklanmasının geri bırakılması meselesi de var. Temyize gidersek dosya bozulacaktı ve hâkim bir daha uğraşmak zorunda kalacaktı. “Ne şiş yansın ne de kebap” dedi bana kalırsa.
 
Peki şu andan itibaren ibne kelimesi bir hakaret olarak hukuken tescillenmiş mi oldu?
Bir yanıyla evet; bir yanıyla hayır. Anayasa Mahkemesi’ne şikayet süreci var. Muhtemelen o süreçte ben haklı çıkacağım. Her halükarda ibneyi hakaret olarak kullanmadığımı tescillenmiş olacağım. Yani bir ibne olarak; herhangi birine ibne kelimesini hakaret olarak kullanmayacağımı tescillemiş olacağım. Hakaret meselesinde kasıt önemlidir. Hangi sözü, hangi kasıtla söylediğiniz belirler hakareti.
 
Diyelim ki ibne kelimesinin hakaret olmadığı Anayasa Mahkemesi tarafından tescillendi. Bu durumda Yeni Akit gibi hedef gösteren yayınların, “ibneler” diye manşet atması da hakaret olmaktan çıkacak mı?
Olamaz. Çünkü gerekçeler çok farklı olacak. Suçta saik önemlidir. Orada bir nefret saiki ve hakaret kastı var. Aynı şey olamaz hukuken de. Davanın sembolik önemi de ibneliğin hakaret olmaktan çıkartılması için bir mücadele aynı zamanda. Yine aynı şekilde LGBTİ hareketi ibne kelimesini hakaret olmaktan çıkartabilecek bir algı hegemonyası kurabilir. Buna inanıyorum ben.
 
Senin açtığın karşı dava ne oldu peki?
Savcılık’a verdiğim yazılı ifadeyle beraber suç duyurusunda bulundum ancak Savcılık soruşturma açmadı. Zaten, kendilerinin dokunulmazlığı olduğu için soruşturulamaz. Ama ben tekrardan suç duyurusunda bulunacağım. İlerleyen süreçte de maddi ve manevi tazminat davası açacağım.

Bir travesti klişesine okkalı bir tokat savuruyor iz !

Son dönem tiyatro ve sinemalarda “bir eşcinsel,bir travesti, bir Rum, bir Kürt, bir engelli” klişesine okkalı bir tokat savuruyor İz. Yan yana eklenmiş kenar süsleri olmaktan çıkıyor karakterler. Aynı sahnede Sevengül sinir krizi geçirirken öte yanda Eleni şarkı söylüyor. Birbirinden habersiz, birbirine değemeden… 6-7 Eylül’ün “Kıbrıs Türktür, Türk kalacak” sesleri, Markiz ve Eleni’yi paramparça eden ırkçı nefret Sevengül ve Rizgar’ın hikayesinin fon müziği oluyor.
 
Bağımsız bir sanat girişimi olan Galataperform’un Türkiye’nin yakın tarihindeki üç farklı döneme odaklanan oyunu “İz”i sonunda izleyebildim. Baştan söyleyeyim, geç kaldığıma bu kadar üzüldüğüm başka bir oyun da yok!
 
İz; Tarlabaşı’nda yüzyıllık bir evde geçiyor. Sahne de oyuna özel kurgulanmış. Galata’da bir evin salonunda oturup üç farklı dönemden bambaşka hikayeleri izliyoruz. İzlemekten öte bir parçası oluyoruz. Bunda sahnenin içinden geçerek, izleyici koltuklarına oturmamızın da etkisi olabilir; sahnenin üzerine konulan kameralarda diğer odaları izliyor oluşumuzun da… Ama bana kalırsa izlemenin bir adım ötesine geçmemizi sağlayan şey muhteşem oyunculuklar.
 
Evin asıl sahipleri Markiz ve Eleni’nin hikayesi; eve “konan” Karadenizli ev sahibi Turgut Usta ve kiracısı Dev-Yol’cu Ahmet ve son olarak trans seks işçisi Sevengül ile “kocası” Rizgar… Hikayeler 1950’lerde başlayıp 2000’lere gelmiyor. Dümdüz ve sıkıcı bir çizgide ilerleyen tarih anlatısı yerine iç içe geçmiş bambaşka öykülerde kayboluyoruz. Bir izin peşinde savrulmamak elde değil. Öyle ki oyun bittiğinde diğer izleyicilerden ilk duyduğum cümle, “Tır çarpmış gibi oldum” oluyor.
Eleni’nin Markiz’e anlattığı bir Madam ve onun umutsuz aşkının hikayesini dinlerken; Sevengül ile Rizgar’ın Almodovar hikayesini aratmayacak aşkına şahit oluyoruz. Turgut Usta’dan Markiz ve Eleni’nin hikayesinin çarpıtılmış bir halini dinlerken; darbe rejiminden kaçan devrimci Ahmet’ vasıtasıyla yeniden Sevengül’e ve Rizgar’a uzanıyoruz: “Bu evde 30 yıl sonra yine bir insanlar ölecek!”
 
Sevengül ile Rizgar’ın aşkı klasik bir Tarlabaşı hikayesi. Orospu Sevengül’ün torbacı ve jigolo sevgilisi Rizgar. İkisi de göçebe ve ikisi de “yırtma” derdinde. Herkesin “yırtmak” istediği bir dönemde Sevengül ve Rizgar’ın “yırtma” isteği başka bir anlam taşıyor. Çünkü onların başka bir şansı da yok. Yaşamak, en kaba anlamıyla yaşamak, nefes almaya devam edebilmek “yırtmaya” bağlı onlar için: “Heraaaalde kızım!”
 
Oyuna ilişkin en beğendiğim kısımlardan birisi de belki de binlerce kez anlatılmış, klişe hikayeleri hiç de klişe olmayan bir şekilde anlatması. Karakterler o kadar sahici ki; hikaye o kadar hakikatten süzülmüş ki klişe olmasının mümkünatı yok. Son dönem tiyatro ve sinemalarda “bir eşcinsel, bir Rum, bir Kürt, bir engelli” klişesine okkalı bir tokat savuruyor İz. Yan yana eklenmiş kenar süsleri olmaktan çıkıyor karakterler. Aynı sahnede Sevengül sinir krizi geçirirken öte yanda Eleni şarkı söylüyor. Birbirinden habersiz, birbirine değemeden… 6-7 Eylül’ün “Kıbrıs Türktür, Türk kalacak” sesleri, Markiz ve Eleni’yi paramparça eden ırkçı nefret Sevengül ve Rizgar’ın hikayesinin fon müziği oluyor.
 Sevengül’ü Okan Urun oynuyor. Okan vasıtasıyla bildiğimiz kadarıyla nefret cinayetine kurban gitmeyen bir trans seks işçisini tanıyoruz. Rizgar’a annelik eden; ondan aynı zamanda bir “koca” yaratmaya çalışan Sevengül… Urun, Sevengül’e hayat verirken bir de ödül kazanıyor. Urun, Sadri Alışık Tiyatro Oyuncu Ödülleri yardımcı rolde yılın en başarılı erkek oyuncusu ödülünü aldı. Ödülü ise, “hayatını kaybeden bütün trans arkadaşları”na adadı.
 
Urun’la oyun sonrası Sevengül, İz, sanat ve hayat üzerine konuştuk. Benim yaparken çok eğlendiğim röportajı Kaos GL Dergisi’nin “Queer Sanat” başlıklı yeni sayısı çıktığında okuyabilirsiniz. Röportaja ilişkin daha fazla detay verip okuma zevkinizi mahvetmek istemem ama demezsem çatlarım: Sahnede devleşen, hakikati ile insanı sarıp boğazına bir yumru oturtan Sevengül’ün aksine Okan o kadar mütevazı ki; kendisinden çok diğer oyuncuların başarıları hakkında konuştuk.
 
Oyun hakkında şimdilik bu kadar anacım. Daha kallavi bir yazı-röportaj için derginin çıkmasını bekleyeceksiniz. O vakte kadar da Galataperform’da ek gösterimler konulursa gidin, İz’i görün. Vicdan oyun ve filmleri enflasyonunda sahici karakterle tanışın. Sevengül’e ve Markiz’e de benden selam edin…

Travesti şizofren babaya çıkıştı

Şizofren baba kendini, eşini ve çocuğunu balkondan atmak istedi

Antalya’da şizofren baba kendini, eşini ve çocuğunu balkondan atmak istedi. Cinnet geçiren babanın elinden 1 yaşındaki bebeğini polis ekipleri ve komşuları kurtardı.

Polis eşliğinde ambulansa alınan babaya aşağıda bulunan bir travesti , “Ş…siz, kendini atsaydın ya aşağı” diye çıkıştı.

Edinilen bilgiye göre olay, Antalya’nın Muratpaşa ilçesi Deniz Mahallesi 122. sokak üzerinde bulunan bir apartmanın ikinci katında saat 03.30′da meydana geldi. İddiaya göre bir süredir şizofreni tedavisi gören Murat E. (36) eşi Emel E. ile sebebi bilinmeyen bir nedenden dolayı gece geç saatlerde tartıştı. Tartışmanın şiddeti

artınca kriz geçiren Baba Murat E. 1 yaşındaki erkek çocuğunu ve eşi Emel E.’yi zorla balkona çıkarttı. Bu sırada bağırma seslerine uyanan komşuları durumu polise bildirdi. Olay yerine kısa sürede gelen polis ekipleri, balkonda elinde çocuğu ve eşini atmakla tehdit eden Baba Murat E ile karşılaştı. Kendisini ikna etmek için uğraşan polislere şizofren baba; eşini, çocuğunu ve kendini balkondan atacağını söylemesi üzerine olay yerine 112 ve itfaiye ekipleri sevk edildi.

TRAVESTİ CİNNET GEÇİREN BABAYA ÇIKIŞTI

Bu sırada sesleri duyan komşu Sinan Kocagöz, çocuğu kurtarmak için polis ekipleri ile birlikte Baba Murat E’nin yanına çıkarak çocuğu cinnet geçiren babanın elinden polis ekipleriyle birlikte kurtardı. Cinnet geçiren baba ise polis ekipleri tarafından etkisiz hale getirilerek aşağı indirildi. Apartman girişinde bulunan bir travesti, yaşanan olay karşısında Murat E.’ye”Ş…siz, kendini atsaydın ya aşağıya” diye çıkıştı.