istanbul travestileri

Travestilerin ve Travesti güzellerinin bulunduğu sayfaya gidebilmek için aşağıdaki linke tıklamanız yeterli . Siz daha buradamısınız :?

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Nelerdir?

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar hangileridir, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma yolları nelerdir?

Enfeksiyon yapıcı bir mikrop tarafından yol açılan ve insana vajinal, anal, oral seks de dahil olmak üzere cinsel ilişki yoluyla geçen hastalıklara cinsel yolla bulaşan hastalıklar deniyor.

Bu gruptaki bazı hastalıklar kan verme veya alma, madde bağımlılarında iğne yoluyla, öpüşme yoluyla, aynı kap kullanımıyla, aynı havlu kullanımıyla, kucaklaşmayla, doğumda ve emzirme sırasında da bulaşabiliyor.

Bulaşma yolları:
En sık görülen bulaşma yolu korunmadan cinsel ilişkidir. Cinsel ilişkide bulunalan kişi sayısı arttıkça risk de artar. Bu nedenle birden fazla kişiyle cinsel ilişkide bulunmak tehlikelidir. Kondom kullanmadan cinsel ilişki yaşanması ile bulaşma olur. Erkekte meni, kadında vajina sıvısı mikrobu taşır.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar nelerdir?
– Bel soğukluğu
– Frengi
– Yumuşak çıban
– Klamidya Tricomatis
– Tricomanas Vaginalis
– Üreme organlarında uçuklar
– İnsan Papillom Virüs (HPV)
– Hepatit B Virüsü
– AIDS/HIV

Korunma yolları:
– Korunma yollarının başında hastalığı bulaştırabilecek davranışlardan uzak durmak gelir. Fazla sayıda kişiyle ilişki kurmak, başkalarıyla cinsel ilişki kurmayı meslek haline getirenlerle ilişki kurmak ve bu ilişkiler sırasında kondom kullanmamak riski arttırır.
– HIV, AIDS ve Hepatit B riskine karşı kanla bulaşma yoluna dikkat edilmelidir. Kuaför ve berber salonlarında ve sağlık kurumlarında hizmette kullanılan araç gereçlerin temizliğinden emin olunmalıdır.
– Başkalarının yaralarına çıplak elle dokunmak, aynı enjeksiyonu kullanmak, kan kardeşi olmak, aynı tıraş bıçağını ya da usturayı kullanmak bulaşma tehlikesini arttırır.
– Özellikle üreme organlarında meydana gelen yara, bere, sivilce veya kaşıntıyla oluşan tahrişlerin hemen tedavi edilmesi gerekir çünkü bu yaralar kolay hastalık kapmaya neden olur.
– Hepatit B virüsüne karşı aşı yaptırmak korunma açısından çok önemlidir.
– Düzenli aralıklarla tekrarlanan kanser taramaları (kadınlarda pap smear testi gbi), erken teşhis için önemlidir ve ihmal edilmemelidir.

Tüm bunların yanında hastalık belirtilerini tanımak da çok önemlidir.
– Erkeklerde, sık idrara çıkma ve idrarda yanma, ağrı
– Penisten idrar sonrası veya sürekli akıntı
– Penis yüzeyinde ağrılı ülserler ve kasıklarda elle hissedilen sertlikler
– Kadınlarda; idrara çıkmada ağrı ve yanma, sık idrara çıkma
– Koyu renkli ve kötü kokulu akıntı
– Her iki cinste de; cinsel ilişki sırasında ya da cinsel organlarda sürekli ağrı
– Sık ölü doğumlar
– Üreme organlarında siğiller
– Üreme organlarında uçuğa benzer döküntüler, şiddetli ağrı
– Makat veya perine (bacakların arasında kalan ve üreme organlarını örten kas dokusu) bölgesinde apseler

Bu belirtilerin görülmesi durumunda hemen bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Cinsel Birliktelik için Uygun Zaman

İnsan doğar, büyür ve gelişir. Bu döngünün içerisinde çeşitli evreler yaşar. Bunlar bebeklikten çocukluğa, çocukluktan gençliğe, gençlikten yetişkinliğe ve olgunluğa oradan ise yaşlılığa geçiştir. Bu evreler içerisinde en önemli olanlarından biri de, kişinin kimlik yapısının şekillendiği cinsel doygunluktur. İşte bu evreden sonra atacağımız adımlar bizim sorumluluğumuzda, bizim geleceğimizi belirleyecek adımlardır.

cinsel-birliktelik-icin-uygun-zamanİlk cinsel ilişki, hem kız hem de erkek için dönüm noktasıdır. Gerçek kimliğimizi keşfedecek, ona sahip çıkacak ve de bundan sonraki cinsel yaşantımıza yön verecek, bize model oluşturacak, hep hatırlanacak ilk deneyimlerimizdir.

İşte bu anda en önemlisi, doğru karar verebilmektir.

Doğru zaman, doğru kişi, doğru yer yani her şey doğaya, kişiye, kültürüne, ahlâkına uygun olmalıdır.

Fiziksel Olarak Doğru Yaş

Fiziksel olarak doğru yaş, kişinin bedensel gelişimini tamamladığı yaş olmalıdır. Özellikle kızlar için bu daha da gerekli olup, erken yaşta yaşanan cinsellikler vajina ve diğer organlarda tahribat oluşturmakta, bunun sıkıntısı da bütün hayat boyunca çekilmektedir. Cinselliği yaşamanın en alt sınırı 18, ideal olanı ise 20’li yaşlar olmalıdır.

Psikolojik ve Toplumsal Yaş

Psikolojik ve toplumsal açıyı birlikte ele almak gerekir. Kişinin cinsel ilişki yaşayabilmesi için bu ilişkinin manevi, maddi, sosyal ve ahlaki bütün boyutlarının sorumluluğunu taşıyabilecek güçte ve yetkide olması gerekir. Ailesiyle birlikte yaşayan, maddi bağımsızlığı olmayan, daha kendi ayakları üstünde duramayan bir kişinin, cinsellik yaşaması sonucu doğabilecek sıkıntıları kaldırabilecek gücü yoktur. Erken yaşta yetersiz bilgi ile yaşanan cinsel ilişkilerde gebe kalma-hamilelik ihtimali çok yüksek olup, böyle bir durumla karşı karşıya kalınması durumunda hem bilgisizlik, hem maddi yetersizlikler yüzünden yanlış yollara başvurulmaktadır. Bunun psikolojik baskısı ise kızlarda ve erkeklerde başta cinsel isteksizlik olmak üzere birtakım sorunlar yaratmaktadır. Toplumumuzda kızlar genellikle aileleriyle yaşamaktadır ve aileye sosyal olarak bağımlılıkları ancak evlilikle azalmaktadır. Evlilik öncesi cinsel ilişki yaşayan bir kız için bunun aile tarafından öğrenilmesi çok ciddi kargaşa ve ailenin deyimiyle güven kaybına neden olmakta, aile içi huzur kaybolmaktadır.

Doğru Yer, Doğru Zaman

Bugün geriye dönüp baktığımızda, genç yaşlarda aldığımız kararların çoğunun koşullara uygun olmadığını acı ile görüyoruz. Erken yaşlarda nedense herkes “hayatının aşkı” ile karşılaşır (karşılaştığını sanır!); ama ne yazık ki bu aşkların %99’u hüsran ile sonuçlanır. Yaşanmış yanlış ilişkilerden elde kalan kötü duygular korku-fobi, iyi duygular ise bir sonraki ilişkiye beklenti olarak yansır.

Sonuç olarak kişi doğru zaman ve doğru kişi ile gerçek birlikteliği yaşamalıdır.

Travesti Sex Fantazileri

Hepinizi ilgilendiren istanbul travestileri sex fantazisi hakkındaki yazımızı şiddetle okumanızı tavsiye ederiz. Her kitleye hitap eden birbirinden ilginç travesti fantazi dünyasını sizler için araştırdık.

BDSM ( BDSM’nin öngördüğü acı, fiziksel zorlama ve kölelik, her iki tarafın rızasıyla ve iki tarafın da hoşlanma isteğiyle gerçekleşir…)

CrossDressing (Kadın kıyafeti giymekten hoşlanan erkekler için hizmetler.(giysi, ayakkabı, makyaj…)

BDSM Oyuncakları ( Bdsm fantazisinde tasma vazgeçilmez bir ögedir . Köleler boyunlarındaki tasma ile aşağılanıp hane içerisinde gezdirilip köle oldukları şuuruna hazırlanır. Köle bir nevi efendisinin köpeğidir de . Hazır tasmalar kullanılacağı gibi , kemer ve bunun gibi şeylerden el yapımı tasmada yapılabilir.Ağızlıklar köleyi at gibi kullanırken kullanılabileceği gibi , Konuşmasını kısıtlamak için veya , yeme içme faaliyetlerini kısıtlamak için de kullanılabilir. Bunun için hazır ağızlık kullanılabileceği gibi kölenin ağzına çorabınızı katıp üzerini sargı bezi ile yada bant ile sarabilirsiniz )

Bondage (Bağlama)(Bağlama bdsm içinde en yaygın fantezidir . Bunun yanında tüm cezalarda yaygın kullanılan bir eylemdir. Bağlama ile ilgili tabi ki dikkat edilecek hususlarda vardır . Tehlikeli bölgeler kolay çözülebilecek bir şekilde bağlanmalıdır. ve mübalağadan kaçınılmalıdır . Net ortamında çoğu sayfalarda mübalağalı bağlamalar, ip ile asılmalar filan görmüşsünüzdür. Fakat unutmayın ki oradaki rol alanlar netlikle bu konuda profesyonel kişilerdir. Amatörce tecrübe ederken dikkatli olmak gerekli.Ayrı olarak bu baglama tipleri kelepçelerde mevcuttur..)

Whip (Kırbaç) (Kırbaç cezası yeniden Master ve Mistresslerin çok fazla kullandıkları bir ceza eylemidir. Acı ölçütüne göre kırbaç kullanılabilir. Karşılıklı zevkler dahilinde vücutta iz kalacak şekilde kırbaçlama yapılabilmektedir. Kırbaçlama yapılırken, kırbaç kullanılabileceği gibi değişik materyallerde kullanılabilir. Bir hortum, bir ağaç dalı dahi yaratıcı olabilirseniz iyi birer kırbaç olabilir. Yalnız yeniden burada sıhhat kaidelerine göre fantezi içinde kullanılmalı ve hassas bölgelerde dikkat edilmelidir.Piyasada satılan kırbaçlar katiyen iz birakmaz..dip not olarak..)

Wax (Mum) ( Mum çok sık kullanılmamakla beraber, bir takım Master ve Mistress’ler Mum u bağlama ile beraber ceza aracı olarak kullanmaktadırlar. Cinsel bölgelerde kullanırken dikkat etmek gerekli çok yakından damlatırsanız yanma olabilir.)

Dog (Köpek) (Bir takım köleler köpek gibi kullanılmaktan hoşlanır, Bunun yanında Çoğu Master ve Mistressler kölelerini genelde köpek olarak görürler ve boyunlarına tasma takarlar. Bundaki temel mantık sudur. köpekler sağdık ve yalaka hayvanlardır. şayet sizde bir köpek olmak isterseniz sadık ve yalaka olmak zorundasınız. Eğer sahip yada sahibe iseniz köle eğitiminde müracaat edeceğiniz temel eylemlerden birisi kölenizi köpek yapıp köpeklerde kullanılan eğitim tekniklerini kullanmak olmalıdır.)

Torture (Eziyet) (Sadist Master ve Mistreslerin kölelerinin vücutlarına aşırı derecede acı verecek şekilde uyguladıkları bdsm uygulamasıdır . her türlü materyal eziyet aracı olarak kullanılabilir. İplerden tutun iğnelere kadar, mandaldan kalın bir salatalığa kadar başka bir deyişle o sahip veya sahibenim hayal gücüne bağlıdır. Yeniden dikkatli olunması şart olan bir fantezidir)

Strapon-Dildo (Çok sık kullanılan bir ceza metodudur. kölenizin anüsüne yada vajinasına kalın objeler sokarak onların acı çekmesini sağlayabilir veya o objeleri belirli bir müddet içerde bırakarak onlara sıkıntılı anlar yaşatabilirsiniz. Eğitici bir eylem olduğu gibi zevk emelli bilhassa dominat bayanlar erkek kölelerini aşağılamak için takma ile becerirler. Master ler se genelde kölesinin analına tıkaç takmak yada kalın bir şeyler sokmak şeklinde bu eylemi gerçekleştirirler. Çok sık karşılaşılan bir fantezidir)

Travesti Masaj : Masaj yapmak herkesin yapabilecegi bir maharet degildir.Bunun için eğitim ve maharet gereklidir.Bu becerikli ellerde sizde masaj yaptırmak isterseniz vicudunuzu ödüllendirmek isterseniz yanlış adresde degilsiniz..

LGBTİ hareketinin var olma mücadelesi: Yaşama hakkımız engelleniyor

LGBTİ hareketi, 20-25 yıl öncesine göre çok daha görünür olsa da, derneklerin hukuksal var olma mücadelesi devam ediyor. Ahmet Güneş’in yazı dizisi…

Bu yazı dizisinin hazırlanması Niras ve BBC Media Action ortaklığında yürütülen Objective Araştırmacı Gazetecilik Programı tarafından desteklenmiştir

LGBTİ hareketi bugün 20-25 yıl öncesine göre çok daha görünür olsa da, bu alanda çalışma yürüten derneklerin hukuksal var olma mücadelesi devam ediyor. LGBTİ derneklerinin kapatılma istemiyle yargılanması sürecinde yaşananları dernek avukatlarından Fırat Söyle bize anlattı.

’Farklı cinsle sevişen insanlar ahlaksız mı?’

“Tarihsel hareketin bir parçasıdır aslında bu konu. Lambdaistanbul, Kaos GL, Pembe Hayat, Bursa Gökkuşağı ve en sonunda da 2009 yılında İzmir Siyah Pembe Üçgen Derneği’nin fesih davaları. Medeni kanunun 56. maddesine dayanmakta. 56. madde de ‘Açılacak derneklerin kanuna ve ahlaka aykırı olmaması’ hükmünü içermekte. Bu derneklerin hepsi gey, biseksüel, transseksüel ve şimdi de interseksi de kapsıyor. Şimdiye kadar mevzuatın bir bütününde bununla ilgili bir kanun yok. Bir taraftan da LGBT’liler var. Bu kanunun uygulayıcılarının yaşam tarzlarına aykırı bir şey.
Bununla ilgili bir derneğin açılacağını tahmin edemediler. Duymuşlar ama bu insanlar onlar için yeraltında kalan insanlar. Görünür olmayan insanlar bir anda ortaya çıkıyor ve kendilerini gey, biseksüel, trans olarak örgütlemeye çalışıp dernek kuruyorlar. Devlet şaşırıyor. Bunun karşısında refleks gerçekleştiriyorlar. Medeni kanunun 56. maddesine dayanarak sizin varlığınız kanun aykırı diyor. Ama dernek kuramazsınız diye bir kanun da yok. İşte kimlik mücadelesi hak mücadelesi vermeye çalışan insanlar var.

‘Lezbiyen, gey ne demek?’

Böyle bir refleksten dolayı İl Dernekler Müdürlükleri LGBT derneklerinin kurulması taleplerini aldıklarında çok şaşırdılar. “Önce derneklerle ilgili düzenleme yapın” dediler. “Lambda Türkçe değil. Lezbiyen, gey falan ne demek? Bunların açıklamasını yapın” dediler. “Türkçe karşılığını bulun” dediler. Sonra anayasanın 41. maddesine aykırı dediler. “Türk aile yapısına aykırı” dediler 41. maddeye dayanarak. Sonrasında “Atatürk İlke ve İnkılaplarına, Atatürk gençliğine” aykırı dediler. Dderneklerin feshi için İl Dernek Müdürlükleri savcılıklara başvuruyor. Kaos GL, Pembe Hayat Ankara, Gökkuşağı Bursa dernekleri için. Savcı inceliyor. Her üç dernek için savcılar bu derneklerin ahlaka aykırı olmadıklarını söylüyor. 2005’lerdeki AB uyum yasalarının çıktığı döneme denk gelir.
O güne kadar Türkiye’de olmayan gelişmeler yaşandı. Savcılar dönemsel gelişmelere göre kapatılma-fesih taleplerini reddetti. Sıkıntı yok dediler. Dernekleştiler.

“Lambdaistanbul içinse 2006 yılında durum farklı oldu. Mayıs 2006 yılında İstanbul Valiliği’ne dernek kurulması için başvuruda bulunuldu. Lambda’nın Türkçe olmadığı, ‘gey, lezbiyen nedir konusunda açıklama yapın’ dediler. Arkadaşlar da açıklamaları tüzükte belirterek verdiler. Valilik ikna olmadı. Yine aynı bahanelerle savcılığa fesih konusunda talepte bulundu. Savcı talepleri reddetti. İl Dernekler Müdürlüğü savcının kararına itiraz etti. İtiraz, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne götürüldü. 5. Ağır Ceza Mahkemesi itirazı inceleyerek, davanın açılması gerektiğine karar verdi. Takipsizlik kararı veren savcı Lambda’nın feshi için davayı açmak zorunda kaldı.

2008 yılında fesih kararı verildi

“2007 yılında Beyoğlu 3. Asliyede yargılama başladı. 2010’a kadar devam etti. Süreç sancılı geçti. Dernekleşiyorsun ama bir anda feshedilebiliyorsun. Derneğin malları pek yok ama her şey devredilebilir. Dernek olarak Onur Haftası, etkinlikler, sokağa çıkma etkinlikleri yapıldı. Bir engel yok ama feshedilme durumu vardı. Mahkeme en nihayetinde 2008’in mayıs ayında aleyhte bir durum olmamasına rağmen feshedilme konusunda karar verdi.

“ Hakim ahlaka aykırılığın ne olduğu, kendince eşcinselliğin ne olduğu, Türk aile yapısının ne olduğu, kadın erkek eşitliğinin ne olduğu, anayasanın 10. maddesine göre düzenlenen kadın erkek eşitliğinin ne olduğu, farklı cinsel kimlik ve yönelimin belirtilmesi, kadın ve erkek cinsiyeti üzerinden belirlendiğinden dolayı, ataerkil toplum yapısı vs. kendi önyargısı, hatta bununla yetinmeyerek, AİHM 8. maddesi ile ilgili ne madde varsa aleyhte yorumladı. Bütün bu yasalar rejimin aleyhinde olmamak üzere kanunla sınırlanıyor. Ama hakim sanki rejimi tehlikeye sokacak bir dernekmiş gibi yorumladı ve derneğin feshine karar verdi.

‘Fesih kararı LBGTİ’yi yer altına itmeye çalışmaktı’

“Fesih kararıyla aslında yapmaya çalıştıkları şey LGBT Hareketi’ni yer altına itmeye çalışmaktı. Bu kararlar tam tersi büyük bir ivme kazandı. LGBT bireylerin değil tüm insan hakları alanında çalışan derneklerin, vakıfların hatta Avrupa parlamenterlerine kadar birçok siyasal kuruma herkesin tepkisi oldu. Bu tepkiyle birlikte bir hafta on gün boyunca dünya çapında gündem oluştu. Bu da tam 2007 seçimleri dönemiydi. Hareketlilik kazandı. Dernek kapatılıyor ama kapatılmayla birlikte büyük bir reklam oldu. Hakim fesih kararı vermeseydi kimse neyin ne olduğunu bilmeden her şey kapanacaktı.

Ama fesih kararı ile birlikte ciddi bir örgütlenmeye giriştik. Medya ile falan büyük bir tepki oluştu. Nihayetinde gerekçeli karar yazıldı ve bize tebliğ edildi. Biz de Yargıtay’a götürdük hatta duruşma yapılmasını talep ettik. Ankara’ya gittik bizler de. Büyük bir kitle Yargıtay’a geldi. Biz de içeri girdik. Geniş güvenlik önlemi aldılar. Savunmalarımızı yaptık. Dışarıda bekleyen kitle de Kızılay’da eylem yaptı. En nihayetinde Yargıtay derneğin fesih kararını bozdu.

“Bizim söylediğimiz, anayasanın 10. maddesine aykırı, 14. maddeye aykırı falan hepsini dile getirdik. Yargıtay öbür taraftan da dernekler bugüne kadar böyle bir şey yapıyor olabilirler, bir araya gelip amaçlar oluşturup bu amaçlar için bir araya geliyorlar olma ihtimali toplumun yapısına sirayet edip insanları gey, trans vs. durumlara özendirirse derneklerin feshi olabilir dedi. Daha önce saydıkları birçok şeyi bu ifadesiyle tersyüz etti. LGBT olma hali teşvik edici bir şey değil. Ama onlar büyük ihtimal bunu öyle düşündükleri için öyle bir kanaate vardılar.

“Yargıtay’ın bu kararı üzerine biz de karar düzeltmeye gittik. Karar düzeltmede ise taleplerimiz reddedildi. Yargıtay’ın bu cümlesinden dolayı, çünkü bu önemli bir tehlike arz etmekte. Sonuçta LGBT’ler kimlik mücadelesinden dolayı sokaklarda eylemler yapıyorlar. Her sokağa çıkma aleyhte bir durum oluşturabilir. Onların düşüncesine göre derneği kapatma vesilesi olabilir. Biz de bunu AİHM’e taşıdık. Şimdiye kadar bir şey çıkmadı. Ne derneğin bir savunma yaptığına dair bir şey geldi, ne de işleme alındığına dair bir şey yok ortada. Kısacası LGBT derneklerinin kanunlara aykırı olması sebebi büyük bir handikap oluşturuyor. Lambdaistanbul’un bu kararından sonra 2009 yılında Siyah Pembe Üçgen Derneği ile ilgili aynı sürece girildi. Valilik dernek feshi için kapatma talebinde bulundu ve savcı kabul etti. Ama oradaki yerel mahkemede süreç devam ederken Lambdaistanbul’un kararını örnek göstererek davanın reddini talep ettik ve bu da kabul edildi. Siyah Pembe Üçgen önünde bir engel kalmadı. SPoD , İstanbul LGBT Dayanışma Derneği, Ankara’da Kırmızı Şemsiye Derneği, Diyarbakır’da Hebun kuruldu. Bu derneklerin kurulması ile ilgili bir sorun çıkmadı. Sadece Mersin Yedi Renk Derneği tüzüğü İl Dernekler Müdürlüğüne verdi, dernekler müdürlüğü de Lambda’ya verilen cevap gibi 56. maddeye aykırı olması üzerine bunlarla ilgili hususları gözden geçirin ve düzeltmeleri yapıp bize getirin gibi bir beyanda bulundu. Bununla ilgili itiraz oldu ama bir şey çıkmadı. Hiç bir yasal sorun olmamasına rağmen yine de Mersin Yedi Renk böyle bir tehditle karşı karşıya. Tüzük onay belgesinin hemen öncesinde Yedi Renk Derneği hakkında Türk aile yapısına aykırı olması nedeniyle savunma istediler, yani tüzükte değişiklik yapılmasını istediler. Bunların dışında farklı bir durum şu an yok.”

‘Seks işçileri karakolda dayağa ve tacize maruz kalıyor’

LGBTİ Hareketi’nin hukuk alanında yaşadığı diğer sorunlardan biri de Kabahatler Kanunu’nda yaşanan zorluklar. Kabahatler Kanunu sorunu daha çok seks işçiliği yapan bireylere kesilen para cezası şekilde kendini gösteriyor. Sokaklarda seks işçiliği yapanlar hakkında Asayiş polisleri sık sık para cezası veriyorlar. Neredeyse her gün haklarında Kabahatler Kanunu’na dayandırılarak “çevreye zarar vermek” suçundan, otobanda seks işçiliği yapanlar hakkında ise “ trafik kurallarını ihlal etmek” suçundan cezalar kesiliyor. Seks işçileri para cezalarının yanı sıra götürüldükleri karakollarda dayağa ve tacize maruz kalıyorlar. Söz konusu sorunları birebir yaşamış olan seks işçisi Didem Sağlam ve Burak bize anlatıyor.

Travesti olsam da kimse aileme hakaret edemez’

“Dün (21 Mart 2014) LGBT derneğinden (İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği) bir arkadaşımızın doğum günü kutlaması vardı. Oraya gittik. Oradan dönerken Cansu diye bir arkadaşımla beraber eve gelirken Ömer Hayyam durağından sivil polislerce kolumuzdan tutulup arabaya bindirildik. Hâlbuki yanımızda hiç kimse yoktu. Arabaya bindirildiğimizde başka birileri de vardı. Yanımdaki biri “ben zor durumdayım, çocuğum var, o nedenle çalışmak zorundayım” dedi. Polis de ona “sen zevkine çalışıyorsun senin paran çoktur” cevabını verdi. Ben de lafa girip “biz meraklı değiliz üç kuruş için milletin altına yatmaya” deyince polis, “sen hiç konuşma, aileleriniz sizi nasıl yetiştirmişse ondan bu hale geldiniz” cevabını verdi. Ben de dönüp ”sen benim ailemi tanıyor musun?” diye sordum. “Hayır” dedi. Ben de “sen çocuğunu düzgün yetiştir, o zaman anlarsın” dedim. Çünkü ben çok sinirlendim. Travesti bile olsam kimse aileme hakaret edemez.

‘Yaşama hakkımız engelleniyor’

“Karakola vardığımızda arkadaşım Cansu bizi alanların polis olduğunu anlamamış. Çünkü yeni ve genç bir arkadaşım. Polise “ne bakıyorsun yeğenim?” dedi. Polis de tekmelemeye başladı. Ben de dayanamayıp kalktım ve dedim ki ”senin vurmaya hakkın yok. Darp raporu alacağız.” O esnada bütün polisler geldi. Karaköy Karakolu’nun amiri biri çıktı ve “Siz kendinizi ne sanıyorsunuz? Sizi nezarete atarız” diye tehditler savurdu. Ben de dernekten Ebru adındaki arkadaşımı aradım. Beren diye bir arkadaşa verdi telefonu. Beren telefondan, “Tutanakları aldıktan sonra hemen acile gidip darp raporu alabilirsiniz. Ona istinaden şikâyetçi olabilirsiniz. Ama saati, günü, polis eşkâline iyi bakın dedi.” Biz de saati günü aklımızda tuttuk. Hatta saatin fotoğrafını çektik kendi fotoğrafımızla birlikte. Genelde zorla imza attırıyorlar. Ben de “Zorla imza atmamıza gerek yok, dava açarız” dedim. Tutanağı okudum, “Çevreye zararım yok” dedim. Neyse oradan çıktık, tutanak bize verilmedi. Hastaneye gittiğimde arkadaşım beni aradı, polisler bizi arıyormuş ve tutanakları vereceklermiş. Neyse döndüğümde kapıda bizi bekliyorlardı. Bize hakaret eden polis yoktu ama. Polisler özür diledi. Ben de şikâyetçi olacağımı söyledim. Orada bir polis araya girip konuştu, sonra ben şikayetçi olmadığımı söyledim. Ama tekrar olursa hiç bir kuvvet tutamaz gidip şikayetçi olacağız. Çünkü travesti de olsak normal insanlarız. Çıkıp dolaşmaya ve eğlenmeye hakkım var. Ama maalesef yaşama hakkımız kısıtlanmıyor, engelleniyor.

‘Sessiz kalınca üstüne daha çok geliyorlar’

“Markete dahi çıkamıyoruz. Birkaç gün önce arkadaşımız kuaförden çıkıp evine giderken polisler durdurup “Sen çalışmaya gidiyorsun” diyerek, kolundan tutup götürdü. Artık nereden geldiğimiz bile sorulmadan alınıyoruz ve tutanaklar tutulup hakkımızda para cezaları veriyorlar. Bu çevre için iki ekip burada bekliyor. Çıktığımız gibi alıyorlar. Yani bizi gözetliyorlar. Evden çıkar çıkmaz karşımıza dikiliyorlar. Biraz cazgır olmak gerekiyormuş. Sesimizi çıkardığımızda geri çekiliyorlar. Ama sessiz kalınca üstüne daha çok geliyorlar.

“Geçenlerde Vali geçecek diye bizi sokaktan topladılar gündüz vakti. 4-5 saat tuttular bizi. Çok affedersin, Tarlabaşı Keranesi Karaköy’e taşınmış gibi oldu. 30 küsur kişi kaldık. Cazgır olan varsa en başta saldılar ama ne kadar sessiz olursan suçu kabul etmiş gibi oluyorsun ve üzerine daha çok geliyorlar.“

‘Polisler günde 3-4 kez alıyor’

Birkaç aydır seks işçiliği yapmaya başladığını belirten Burak ise başından geçen bir olayı şöyle anlattı: “Bizim çalışmadığımız veya çalışırken mola verdiğimiz çay ocağı vardı. Orada genelde tüm travestiler veya sokak kadınları zaman geçiriyorlardı. 10-15 gün önce bir arkadaşımla gittik. “Giremezsiniz” dediler. Sahibi, esnafın şikayet ettiğini ve polisin de bundan dolayı uyarı cezası verdiğini söyledi. “Sizden güzel para kazanıyorduk ama artık gelemezsiniz” dedi. Oraya gitmemiz engellendi. Yine bazı yerlerde oturduğumuzda, esnaf ‘kapatıyoruz’ diyerek orada kalmamızı engelliyor.
Çoğu esnaf polis korkusuyla bunu yapıyor. Geçen hafta lokantada oturuyorduk. ‘Toplama var’ dediler, biz de yemek yiyorduk. Polisler geçerken bizi gördüler ve içeri geldiler. Burada ne aradığımızı sordular. Biz de yemek yediğimizi belirttik. “Çabuk yiyin sizi dışarıda bekliyoruz, sizi de götüreceğiz” dediler.

“Birçok yere artık gidemiyoruz. Polisler esnafı tehdit ediyor. Şimdi tatlıcımız var sadece. Yakın zamanda oradan da kovuluruz. Eskiden günde bir defa alıyorlardı şimdi ise günde üç-dört defa alıyorlar. Sokakta ne zaman yoğun olduğumuzu biliyorlar, o zaman geliyorlar. Hafta içi gece 12-1 dedin mi almayı bırakıyorlar, sadece göz korkutuyorlar. Hafta sonları ise sabah 4-5’e kadar alıyorlar. Hafta sonları aldıklarında daha çok tutuyorlar.
Geçen gün arkadaşım şarj aletimi onda unuttuğumu söyledi. Ben de almaya gittim. Dönüşte ise başka bir arkadaşımı gördüm ve ayaküstü konuştuk. Eve gelirken polisler “geç geç içeri” dediler. Ben de yaygara yaptım. Hepimizi tanıyorlar zaten. “Daha çalışmaya başlamadım şarj aletini almaya gidiyorum” dedim. Sonra tehditkâr konuştular. “Kötü davranmıyorum beni kötü davranmaya zorlamayın” dedi ve arabaya bindirerek ceza kesti.

“Artık sadece polis bizimle uğraşmıyor. Durduğumuz Balo sokağının yukarısında Otopark var. Eski Beyoğlu Emniyet Amiri Hortum Süleyman’ın otoparkı. Oraya bazen giderdik. Artık oraya da gidemiyoruz. Şimdi polisler kovalıyor biz tekrar geliyoruz sonra esnaf da bizi kovuyor. Gözümüzü korkutuyorlar. Esnafın arkasında polisin olduğu aşikâr. “

Edebiyatımızdan geçen LGBTT

Türk edebiyatında lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, transeksüel (LGBTT) karakterler genellikle, ana karakterlerin yaşantılarına ya silik birer yıldız gibi teğet geçer ya da gerçek hayatta olduğu gibi gizli ve örtük yaşamlar sürerler. İşte örnekler…

Bilge Karasu, “Özel Günlük” adlı yazısında ‘“Eşcinsellik, ayrı bir dil konuşmaktır,” der. Karasu’ya göre “sürekli olarak başkalarına göre ayarlanmak zorunda” olan bu dil “… korkuyla, yalnızlıkla, doymamışlıkla, başkaldırmayla yüklüdür” (Öteki Metinler, s. 78). Karasu’nun bu sözleri belki de daha çok bir “eşcinsel biçem” tanımıdır. Türk edebiyatında kendisininkine yakın bir duyarlıkla yazan Murathan Mungan gibi yazarların yaptığı gibi, Karasu da, eşcinsel varoluşu anlatmak için, yüzünü biçeme dönmüştür. Eşcinselliğin metinsel stratejiler ve söylemsel arayışlarla doğallaştırılması ya da yine söylemin olanaklarından yararlanarak örtük anlatımlarla betimlenmesi, Türk edebiyatında  eşcinsel temasının irdelenme biçimine de belli bir nitelik vermiştir. Türk edebiyatında LGBTT karakterler genellikle, kurgunun ana eksenindeki karakterlerin yaşantılarına ya silik birer yıldız gibi teğet geçerler ya da biçemin tülden örtüleri altında, gerçek hayatta olduğu gibi kurmacada da gizli ve örtük yaşamlar sürerler. Aşağıda bahsedeceğimiz kitapların nesir eserler olduğunu da belirtelim.

Hamamcılar Kethüdası Derviş İsmail’in Dellâkname-i Dilküşâ (Gönüller Açan Tellâklar Kitabı) ve Enderun’lu Fazıl’ın Hûbân-nâme (Güzel Oğlanlar Kitabı) adlı, modern Türk edebiyatını önceleyen Osmanlı geleneğine ait yapıtlarda, eşcinsel aşkın arzu ve aşk kavramları çevresinde irdelendiğini görüyoruz. Bu iki yapıtta da eşcinselliğin izi, anonim karakterlerin ten ve arzu ile olan ilişkilerinde sürülüyor. 19. yüzyıla dek Batı geleneğinde de olduğu gibi, eşcinsel olma durumu bu yapıtlarda bireye ayrı bir kimlik katan ayırıcı bir özellik değil, arzunun akışkanlığında kaybolan, küçümsenen ama çoğu durumda kişiyi tanımlamayan “adi” bir suç ve günah olarak algılanmaktadır. Dolayısıyla bu yapıtlarda eşcinsel olma durumunun “kimlik” ve “birey” bağlamlarında bir savunusunu değil, eşcinsel hazzın, günahın çekiciliğiyle de lezzeti artan egzotik bir tensel deneyim olarak sunumunu görürüz. Daha sonraki dönemlerde, birçok İslam ve Doğu edebiyatında olduğu gibi, eşcinsel aşkın ilişkideki “etkin” ve “edilgen” konuma göre belirlenen bir  güç dinamiği içinde kurgulanmasının kökenini belki de bu dönemin bakış açısında aramak gerek.

Mehmet Rauf’tan ilk örnek
Türk edebiyatında eşcinsel olma durumunun bireyin kimliği olmasa bile psikolojisi bağlamında ele alındığı ilk yapıtları II. Meşrutiyet sonrasında görüyoruz. Baha Tevfik’in öykülerinde (“Sevda”, 1910; “Aşk Hodbini”, 1919) ve Türk romanında bireyin psikolojisinin izini ilk defa sürebildiğimiz Mehmet Rauf’un Bir Zambak Hikayesi (1910) sırasıyla erkek ve kadın eşcinselliğinin, dönemin sosyal ve kültürel dinamikleri ile de ilişki kurularak irdelendiği ilk örnekler arasında sayılabilir.

1910’lu yıllardan 1940 ve 1950‘lere kadar geçen dönemde, edebiyatta eşcinsel karakterlerin psikolojik bir derinlikle irdelenmediği, eşcinsel yazarların bile romanlarında bu konuya açık ya da örtük bir biçimde değinmediği neredeyse mutlak bir sessizlik dönemi yaşanır. Nahid Sırrı Örik (Tersine Giden Yol, 1948) ve Sait Faik (Alemdağda Var Bir Yılan, 1953) gibi yazarlar eşcinsel olma durumunu satır aralarında, belirsiz göndermelerle, üzeri örtük bir biçimde betimlemişlerdir.

Türk edebiyatının Dorian Gray’i
Örik’in 1948 yılında tefrika olarak yayımlanan Tersine Giden Yol adlı romanı, açık bir biçimde eşcinsel bir karakteri betimlemese de, okur, romanın başkarakteri Cezmi’nin öyküsü izleğinde, günümüz toplumunda yaşayan bir LGBTT bireyin de kolaylıkla yaşayabileceği zorlukların izini sürer. Cezmi, paşa babasının evinde kendisinden beklenen “erkeksi” başarıları yerine getirememiş, sözde eğitim için gittiği Avrupa’da zevk ve sefa peşinde koşmuş, daha sonra genç bir üvey anne tarafından, normal koşullarda babaerkil toplumun kendisine bahşedeceği lütuflardan da mahrum bırakılmış, İstanbul’dan sürülmüş, karmaşık aşk ilişkileri içinde tensel zevklerin peşinde koşmuş ve gençliğinin verdiği narsist doyum tükenince kendini büyük bir yıkımın içinde bulmuş, kelimenin tam anlamıyla normlara uy(a)mayan bir profil çizer. Aşk ilişkilerinde çoğu zaman yöneten değil, yönetilen olmuştur. Cezmi, Türk edebiyatında belki de, çöküşünü tablosunun parçalanmasından çok önce yaşamaya başlamış bir Dorian Gray karakteri olarak okunabilir. Bu bağlamda, Tersine Giden Yol, Türk edebiyatında, son derece örtük ve satır aralarında da olsa, LGBTT duyarlığını yansıtan önemli romanlar arasındadır.

Attillâ İlhan’a göre sapma
1980‘lerle birlikte Türk romanı LGBTT temalarını diğer izleklerden ayrı olarak ele almaya başlar. Bu dönemde akla gelen ilk isim olan Attilâ İlhan’ın Fena Halde Leman (1980) ve Haco Hanım Vay(1984) adlı yapıtları, kendisini önceleyen Kemal Tahir’in Devlet Ana’sında (1967) olduğu gibi, eşcinselliği bir sapma olarak değerlendirir. Bu yapıtlarda, eşcinsel varoluşu psikolojik açıdan betimleme amacından çok, açık bir biçimde eşcinselliği bir sapkınlık olarak gösterme çabası vardır.

Lezbiyen aşkın ilk betimlemesi
Yine 80‘lerde başlayıp 2000‘lere uzanan dönemde eşcinsel varoluşu, kendine özgü biçemsel uzamı içinde, salt aşk örüntüsü içine yedirerek anlatma çabasını sürdüren Murathan Mungan’ın öykü ve romanları, Türk edebiyatındaki LGBTT izleği tarihinde önemli yer tutar. Mungan’ın Son İstanbul (1985) adlı öykü seçkisinde ve Üç Aynalı Kırk Oda (1999) adlı romanında, eşcinsel varoluşun akışkanlığı, “norm-dışılığı”, geçişkenliği ve duyarlığı çokboyutlu zengin bir biçemsel yapı içinde aktarılır. Diyebiliriz ki Murathan Mungan, Bilge Karasu’nun çağrısını yaptığı “eşcinsel bir dil oluşturma” çabasına en sıkı tutunan yazarlardan biri olmuştur.

90’lara gelene kadar Türk edebiyatında eşcinsellik teması ele alındığında yalnızca erkekler arasındaki ilişkiler kurmaca dünyalara girebiliyordu. 1992 yılında yayımlanan Hülya Serap Doğaner’in Leyla ile Şirin’i, lezbiyen aşkın Türk romanındaki ilk bütünlüklü betimlemesidir.

Karasu ve İleri damga vurdu
1990’lı yıllara belki de Bilge Karasu ve Selim İleri’nin romanlarının damga vurduğu söylenebilir. Bilge Karasu’nun Kılavuz (1990) ve Selim İleri’nin Cemil Şevket Bey – Aynalı Dolaba İki El Revolver (1997) adlı yapıtları, eşcinselliği Türk edebiyatında daha önce hiç olmadığı kadar açık bir biçimde ele alan yapıtlardır.

Ve translar sahnede
Türk romanında gey ve lezbiyen karakterlerin ardından trans bireylerin görünmesi 2000’li yıllarda gerçekleşti. Genel olarak LGBTT temasının irdelenmesinde bir artışın gözlemlendiği bu yıllarda, artık trans bireyler de kurmaca dünyalarda görünür olmaya başladı. Sibel Torunoğlu’nun Travesti Pinokyo’su (2002) ve Mehmet Murat Somer’in 2003‘ten günümüze dekyayınladığı Hop-Çiki-Yaya Polisiyeleri, trans karakterleri yerli edebiyatta görünür kılan eserlerdir. Özellikle, Somer’in 2012 yılında yayımlanan Pembe Tütülü Amiral adlı romanı, LGBTT bireylerin Türk toplumu içindeki ikircikli konumunu, LGBTT bireylere yönelik toplumun takındığı ikiyüzlülüğü, LGBTT bireyleri sapkın olarak tanımlayıp dışlayan Türk ataerkil düzenin kendi “sapkınlığını” ve “yozlaşmışlığı”nı sinematik bir gerçeklik ve çarpıcı bir mizah ile betimler.

Mine Söğüt’ün kadınadam karakteri
2000’li yıllarda sayısı daha da artan LGBTT temalı romanlar arasında Perihan Mağden’in İki Genç Kızın Romanı (2002) ve Ali ile Ramazan’ı (2012), Duygu Asena’nın Paramparça’sı (2004) ve Mine Söğüt’ün Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey (2010) adlı çalışmalar sayılabilir. Perihan Mağden’in romanları, özellikle Ali ile Ramazan, edebiyatta eşcinsel bireylere mutlu son biçil(e)memesi geleneğini devam ettirir. Bu romanların çoğunda, klişelerle betimlenmeye çalışılmış eşcinsel varoluş, bu kurmaca karakterleri psikolojik derinlikten de yoksun bırakmıştır.  2000’lerin lik on yılında LGBTT varoluşunu en derinlikli irdeleyen romanlardan biri bence Mine Söğüt’ün Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey (2010) adlı kısa romanıdır. Söğüt, “erkeklerle erkeklerin” aşkını, “kadınadam” olarak adlandırdığı karakteri aracılığıyla derinlikli bir biçimde çözümler. Bunu yaparken yerleşik sıfatları kullanmak yerine arketipik bir derinlikte bir bakış açısı sunar.

Özellikle son yirmi yıl incelendiğinde, Türk romanının henüz LGBTT bireylere yönelik klişe bakış açısından kurtulamadığı ileri sürülebilir. Romancılar çok satma kaygısıyla sığ çözümlemelere ve klişelere hapsolmakta yahut umut verici psikolojik çözümlemeler, örtük ve kapalı ifadelerle satır aralarına itilmektedir.

1970’lerden günümüze LGBTT temalı romanlar
Her Gece Bodrum / Selim İleri /1977
Fena Halde Leman / Attila İlhan / 1980
Haco Hanım Vay / Attila İlhan / 1984
Son İstanbul / Murathan Mungan / 1985
Kılavuz / Bilge Karasu / 1990
Leyla ile Şirin / Hülya Serap Doğaner / 1992
Cemil Şevket Bey – Aynalı Dolaba İki El Revolver Selim İleri / 1997
Romantik Salgın / İbrahim Altun / 1999
Üç Aynalı Kırk Oda /Murathan Mungan / 1999
Solmaz Hanım ve Kimsesiz Okurlar İçin Selim İleri / 2000
Sıvı / Turgut Yüksel / 2000
İki Genç Kızın Romanı / Perihan Mağden / 2002
Travesti Pinokyo / Sibel Torunoğlu / 2002
Sığınak / Sadık Aslankara / 2003
Üçüncü Tekil Şahıs / Mehmet Bilal / 2003
Jigolo Cinayetleri / Mehmet Murat Somer / 2003
Peygamber Cinayetleri / Mehmet Murat Somer /2003
Buse Cinayeti / Mehmet Murat Somer / 2003
Hergele Aşıklar / Niyazi Zorlu / 2003
Paramparça / Duygu Asena / 2004
Ali ile Ramazan / Perihan Mağden / 2010
Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her Şey Mine Söğüt / 2010
Gizli Anların Yolcusu / Ayşe Kulin / 2011
Pembe Tütülü Amiral / Mehmet Murat Somer / 2012

Travestileri savunmaya geldim

İtalyanların “Regina Della Trans” yani Transların Kraliçesi, Elegan Efe dediği, en çok kazanan Milanolu travesti Efe Bal (37), 14 yıl 9 ay sonra ilk kez Türkiye’ye geldi.

Yeni hayatında fahişelik yapmayacak. Hedefleri büyük: Üç yıl önce Berlusconi’nin yayınevi Mondadori’den çıkan ve satış rekoru kıran “Kocaların Anlatmadıkları/Bir Transın Anıları” kitabını Türkçe’ye çevirmek, single şarkıyla birlikte sahnelere çıkmak ve İtalya’da olduğu gibi TV programı yapmak… Efe ile kaldığı Çırağan Oteli’nde buluştuk.

VARLIKLI bir ailenin çocuğuydu. Kolejde okurken annesi cinsel eğilimini fark etti. Etiler’deki bir kulüpte şarkı söylüyordu. Sahnesi iyiydi. Annesi, oğlunun geleceğinden kaygılıydı. Avrupa’ya göndermeye kararlıydı. Efe’den bir ülke seçmesini istedi. İstanbul’dan tanıdığı gay arkadaşı nedeniyle İtalya’ya, Milano’ya gitti. Travesti bir fahişe oldu. Kısa sürede en çok kazanan, harcayan, lüks içinde yaşayan bir İtalyan vatandaşı oldu. Televizyonlardaki tartışma programlarının vazgeçilmez ismiydi artık.

KİTABIN ADI ‘KOCALARIN ANLATMADIKLARI’

Reklamlarda oynadı, Telelombardia kanalında “Efe Gol” adlı futbol programı sundu. Üç yıl önce yazdığı ‘Kocaların Anlatmadıkları’ kitabı, Berlusconi’nin Mondadori Yayınevi’nden çıktı, en çok satanlar listesine girdi. Efe şimdi yıllardır adım atmadığı Türkiye’de: “Atatürk Havalimanı’ndaki polis, İtalyan pasaportuma baktığında Türk ve erkek olduğumu, 15 yıl sonra ilk kez geldiğimi öğrenince şaşırdı. Türkiye çok değişmiş. Polis çok nazik davrandı.”

‘FAHİŞELELİK VERGİSİ NEDENİYLE KAVGALIYIM’

“Fahişeliğin vergisini istedikleri için İtalyan Maliyesi ile kavgalıyım. Ekonomik kriz nedeniyle bir buçuk yıldır harcadığımız parayı nereden bulduğumuzu kontrol eden sistem var. İtalya’da fahişelik meslek olarak tanınmıyor ve dolayısıyla vergisi yok. Benim tek hatam, bunca yıl fahişelikten kazandığımı bankaya yatırmak. 5 yıldan öncesine gidemedikleri için bankadaki 936 bin Euro’mun karşılığında, son beş yıla tekabül eden 700 bin Euro vergiyi istiyorlar. İtalyan televizyonlarında söylediğim gibi işim meslek olarak tanınsın, vergi numaram olsun, emeklilik hakkı versinler ki ödeyeyim. Tüm mal varlığımı, evlerimi sattım. Bir tek annemin adına olan ev kaldı. İtalya benden hiçbir şey alamayacak.”

‘HEPSİYLE PARA KARŞILIĞI BİRLİKTE OLDUM’

“Türk travesti olarak hakkımı aradım hep. İtalyanların saygısını, sevgisini kazandım. Çok para kazansam da mütevazıyım. Dört dil biliyorum. Annemle birlikte yaşıyorum. En büyük politikacı, futbolcu, fabrika işçisi, taksi şoförü, muslukçu; hiçbir müşterime zarar vermedim, skandalım olmadı. Hepsiyle para karşılığı birlikte oldum, bu gerçeğin üzerini örtmem. Türkiye benim için tertemiz bir defterin bembeyaz sayfaları.

‘GENÇ VE ÇILGIN BÜLENT ERSOY’U GÖSTERECEĞİM’

Fahişelik yapmak için gelmedim. Annem ve üç köpeğimle Zekeriyaköy’e yerleşeceğim. Travestilerin haklarını savunacağım ama olay çıkarmaya gelmediğim de bilinsin. İlk hedefim televizyon programı yaparak genç, sportmen, çılgın, yeni bir Bülent Ersoy’u göstermek. Futbol programı da olabilir. Para istemiyorum, ihtiyacım yok. Bazı eklemeler çıkarmalarla kitabım ‘Kocaların Anlatmadıkları’ Türkçe yayınlanacak. Yazlık, şen şakrak bir single’la insanları coşturacağım.”

Annem ‘Türkiye’ye dönme nefret cinayetleri var’ dedi

“Sonuçta ben zırıl zırıl bir travestiyim. Annem Türkiye’ye dönmeme karşı çıktı. ‘Her şeyi giyemezsin. Nefret cinayetleri var’ dedi. Galata, Nişantaşı, Bağdat Caddesi’ne gittim. Kimse de dönüp bakmadı, rahatsız etmedi. Hareketlerimi abartsam da nerede duracağımı biliyorum çünkü.”

Başbakan Erdoğan’ı kutluyorum

“İTALYA’da Berlusconi’den sonra başbakan olan ekonomist Prof. Mario Monti, Milano Bocconi Üniversitesi Rektörü idi. İki yıl önce mali polisle anlaşıp yeni banka sistemini getirdi. Oysa İtalyan parlamentosunun da firmalarının da yarısı mafya. Herkesi üniversite öğrencisi sandı. Altı ay sonra gitmek zorunda kaldı. Başbakan Erdoğan’ı kutluyorum. Ekonomi eğitimi almadığı halde 15 yıl önce utandığım ülkeyi, yüzde 7 ilerleme hızıyla Avrupa’nın yatırım yapmak istediği, gıpta ettiği, ekonomik istikrarı olan bir ülke duruma getirdi.”

Trans güzellik kraliçesi, gay bara ‘normal kadın’ olmadığı gerekçesiyle alınmadı!

Esmeray: Böyle düz heteroseksizm kendi içimizde olunca, insanın canını daha bir ayrı acıtıyor

Taraf gazetesi yazarı Esmeray, Türkiye’nin ilk trans güzellik kraliçesi Yankı Bayramoğlu’nun, Taksim’deki bir gay bara, travesti olduğu gerekçesiyle alınmadığını yazdı. Bar sahibinin Bayramoğlu’na “bir sürü travesti bar var. Onlardan birine git” dediğini aktaran Esmeray, Bayramoğlu’nun “Gay bar olduğu için kadın mı almıyorsunuz” sorusuna ise “Hayır, normal kadın alıyoruz. Sen travestisin, seni almıyoruz” cevabını aldığını belirtti.

Esmeray’ın Taraf gazetesinin bugünkü (20 Ağustos 2014) tarihli nüshasında yayımlanan, “Fobik yön!” başlıklı yazısı şöyle:

Fobik yön!

Anam bacım; ben yaklaşık bir hafta önce, Sekizinci İzmir Tiyatro Buluşması’na Yırtık Bohça adlı oyunumla, davetli olarak katılmıştım. Etkinlikler Seferihisar Sanatbahçesi ve Sığacık Kaleiçi’nde çeşitli atölye, söyleşi, oyun ve performans gösterileriyle çok iyi bir katılımla gerçekleşti.

Etkinliğin ikinci günü Can Yücel anması vardı. Sığacık Kaleiçi’ndeki etkinliğe ben de izleyici olarak katıldım. Yanıma on sekiz yaşlarında bir çocuk geldi. Gülüyordu ama gözleri dolu doluydu. “Ablacığım” dedi, “seninle biraz konuşabilir miyiz?” “Elbette” dedim. “Abla biliyor musun, ben on yaşında ağabeyim tarafından tecavüze uğradım” dedi. Gözlerimin içine bakıyordu. Anlatmaya devam etti. Çok şaşırdım ve bir an ne diyeceğimi bilemedim. Hoş, yabancı değildim böyle hikâyelere ama birinci ağızdan dinlemek epey terletti beni. “Peki” dedim, “şu an durum ne?” “Abla halen devam ediyor” dedi. Biraz durdu, “Annem bizi bastı bir keresinde” dedi. “Tepkisi ne oldu” diye sorduğumda cevabı “‘Şu an pazara gidiyorum, sonra sizinle konuşurum’ dedi” oldu.‘Nasıl yani’ diyecektim ki; “Abla ben tecavüze uğramışım, hem de ağabeyim tarafından, annem hiçbir şey söylemeden pazara gidiyor”. “Peki ya sonra” dedim. “Akşam ağabeyimle konuşmuşlar, sanki hiçbir şey olmamış gibi olayın üzerini örtmeye çalıştılar.” İnsan böyle bir durumda ne diyeceğini bilemiyor. “Kaç yaşındasın” diye sordum. “On sekiz” dedi. “Ağabeyim beni sürekli tehdit ediyor. Ama on sekiz yaşıma girdim artık. Yenikapı Tiyatrosu’na katıldım. Bana destek vereceklerinden eminim. Evden ayrılmayı düşünüyorum kesinlikle” dedi ve gitti yanımdan.

Bu hikâye bana hiç yabancı değil. Olay ensest, tecavüz, vahim, çaresizlik sadece o an aklımdan geçen bunlardı. Hani derler ya, gecem haram oldu.

Etrafımızı saran heteroseksizm ve sadece cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinden dolayı nefes almaya çalışan bizler… Annam bacım yazmakla bitmez. Böyle örnekler çok fazla. Bu cephede bunlar yaşanırken, gelelim olayın başka bir boyutuna.

İstanbul’a döndükten birkaç gün sonra, Yanki Bayramoğlu, transeksüel bir kadın arkadaşımız. Bir gece arkadaşlarıyla, Taksim’de bulunan Tekyön Gay Bar’a eğlenmeye gitmişler. Dışarıdaki korumalar içeri almak istememiş. “Burası gay bar. Sizi almıyoruz” demişler. Yanki de “o zaman işletmeciyle görüşmek istiyorum” demiş. İşletmeci gelmiş. “Burası gay bar, sen travestisin. Hiçbir travesti benim mekânıma giremez” demiş ve bir de öneride bulunmuş: “Bir sürü travesti bar var. Onlardan birine git.” Yanki tekrardan sormuş: “Gay bar olduğu için kadın mı almıyorsunuz.” “Hayır, normal kadın alıyoruz. Sen travestisin, seni almıyoruz.”

Ayol, normal kadın ne demek? Lafa bak şimdi. Kimin normali? Neyin normali? Bu arada, işletmeci arkadaşımız da bir gay. Tencere dibim kara, seninki benden kapkara. Böyle düz heteroseksizm kendi içimizde olunca, insanın canınI daha bir ayrı acıtıyor. Ne demek normal kadın alıyoruz? Cinsiyetçiliğin ve ayrımcılığın bu kadarına da pes doğrusu.

Homofobi ve transfobi nereden gelirse gelsin karşı duralım. Özellikle, homofobik ve transfobik mekânları teşhir edelim. Hiçbir şey, hiç kimsenin tekelinde değildir. İşletme tüm kamuya açıktır. Nedir bu mafyavari transfobik hareketler. Evet, ben Esmeray olarak üzerime düşeni yapıyorum. Tekyön transfobik bir mekândır. Duyuralım ve teşhir edelim.

Travesti bu sistem bizi derinden sarsıyor !

Travesti kimliklerin (transseksüel ve transgender) hastalık tanımından çıkarılması gerekliliğini savunan bir kampanya olan Stop Trans Pathologization-2012  “Sözde ‘cinsiyet kimlik bozukluklarının’ tüm dünyada ve Türkiye’de kullanılan Amerikan Psikiyatri Birliği’nin 2013′te yenileyeceği Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı DSM (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) ve Dünya Sağlık Örgütü’nün 2014′te yenileyeceği Uluslararası Hastalık Sınıflaması ICD (International Statistical Classification of Diseases and Related Health Problems) teşhis kılavuzlarından çıkarılması ve trans bireylerin sağlık haklarının güvence altına alınmasını” amaçlayan bir kampanyadır.”(1)

“STP 2012 kampanyasının dahilinde, Ekim 2007’den beri tüm dünyada değişik şehirlerde eşzamanlı gösteriler düzenlenmiştir. Trans Kimliklerin Hastalık Tanımından Çıkarılması için Uluslararası Eylem Günü 23 Ekim 2010 tarihinde tüm dünyada, farklı şehirlerde gösteri ve eylemler gerçekleşmiştir. İstanbul’da Taksim Meydanı’nda başlattığımız Galatasaray Meydanı’nda basın açıklamasıyla son verdiğimiz bu coşkulu eyleme, İstanbul LGBTT Sivil Toplum Girişimi, Voltrans Trans Erkek İnisiyatifi, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği ve Kadın Kapısı’ndan aktivistlerin yanı sıra feminist, insan hakları ve üniversitelerdeki LGBT örgütlerinden birçok kişi katılmıştı. Bu eylemler yalnız İstanbul’da değil Ankara’da ve dünyanın birçok farklı şehirlerinde de gerçekleşmiştir.”(2)

Şu ana dek, aynı anda gerçekleşen eylemlerle 45 ülke kampanyaya katılmıştır.(3) Şehirlerin sayısından da anlaşılacağı gibi dünyanın birçok yerinde trans hakları ihlali yaşanmaktadır. Uluslararası Af Örgütü web sitesinde “Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti/Transseksüel (Transgender) Sorunları” başlığı altında yayınlanan bu yazı dünyanın farklı yerlerindeki trans bireylerin yaşadığı hak ihlallerini gözler önüne sermektedir.

“Birçok ülkede trans kişilerin hakları korunmuyor; sadece olmak istedikleri gibi yaşadıkları için kovulabiliyorlar. Birçoğu, nasıl niteliklere sahip olurlarsa olsunlar, bir yerlerden başlamak için bir iş sahibi olamıyorlar.” Türkiye ve Kosta Rika’daki trans toplulukları da devamlı bir şekilde polis tarafından cinsel ve diğer şekillerdeki istismarlar ile taciz ediliyorlar. Birçok sıradan yöntem ile trans kişiler sürekli ayrımcılığa uğruyorlar. Sağlık hizmetlerini kullanmak onlar için büyük bir sıkıntı; aşağılama ve daha kötü muameleye maruz kalmak ise zaten hepsi için ortak. Bunun sonucu olarak hastalandıkları zaman birçoğu sağlık yardımı almaktan kaçıyor. Birçok ülkede trans kişiler cinsiyetlerinin yeniden tayin edilmesi için gerekli olan önemli belgeleri alamıyor; bu durum evlilik olasılıklarının reddedilmesine yol açıyor, aşağılanmaya neden oluyor, hatta yanlış belge kullandıkları gerekçesiyle durumun daha da kötüleşmesine ve tutuklanmalarına bile sebep olabiliyor."

“İkili cinsiyet modelinin acımasız katılığı ve bu durumun ortaya çıkardığı insan hakları ihlallerinin zorlayıcı koşullarının temelini oluşturduğu Transgender (Travesti/Transseksüel) Hareketi, cinsiyet çizgisinde karşı tarafta olan kişilerin oluşturduğu genel birlikteliğin hareketidir. Cinsiyet geçiş ameliyatı geçirmiş veya geçirmemiş interseksler ve transseksüellerle birlikte travesti ve cross-dresser’ları da kapsayan bir harekettir bu. Bu mücadele, cinsiyet kimliğimiz ne olursa olsun, bizi erkeksi ve kadınsı olmanın katı ve basma kalıp ifadelerinden kurtarıp, hepimizi özgürleştirme potansiyeline sahiptir.”(4)

Bu uzun soluklu kampanya ile amacımız sokaklarda coşkuyla yürüyerek, trans kimliklerin değil, diğer cinsiyetleri ve yönelimleri görmezden  gelerek, ötekileştirerek kendini vareden heteroseksist ve ikili cinsiyet sisteminin hasta olduğunu tüm dünyaya haykırmak; medya aracılığıyla taleplerimizi, devlet  yetkililerine ulaştırmak ve maruz kaldığımız ayrımcılığı, şiddeti kısaca hak ihlalleri sonucunda doğan mücadelemizin sesini tüm dünyaya duyurmaktı.

Trans aktivistlerin başlatmış olduğu bu kampanya, 1979 yılından bu yana trans kimlikleri “cinsel kimlik bozuklukları” kapsamında değerlendirerek “tanı ve tadavi” için standart bakım prosedürü geliştiren, buna bağlı olarak cinsiyet tayini kararının iki aşamada verilmesini tavsiye eden ve bugün halen İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde harfiyen yerine getirilen Harry Benjamin kriterlerini sorgula(t)mış, trans aktivistler ve psikiyatristler arasında tartışmalara neden olmuştur. 2012 yılında açıklanması gereken DSM-5 2013 yılına ertelenmiştir. Halen hazırlık aşamasında olan DSM-5’te transeksüelite kategorisi gözden geçirilmektedir.

“Bizler kadınlık ve erkeklikten ibaret ikili cinsiyet sistemini tek ve mutlak bir seçenekmiş gibi dayatan aşırı katı anlayışı ifşa ediyoruz. Bu ikili cinsiyet sistemi sonradan inşa edilmiştir ve bu nedenle sorgulanabilir. Sırf bizim buradaki varlığımız bile bunun yanlış olduğunun bir kanıtıdır ve bu da gerçeğin daha çoğulcu ve daha çeşitli olduğuna işaret eder. Tıp ve devlet bizi hasta olarak tanımladıkça bizim kimliklerimizin, bizim hayatlarımızın onların sistemini ne kadar derinden sarstığını itiraf etmektedirler. Bu yüzden diyoruz ki, hastalık bizde değil, bu ikili cinsiyet sistemindedir.”(5)

Travesti çalışma koşullarımızı düzenleyin !

Kırmızı Şemsiye  Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’nin düzenlediği Travesti Seks İşçileri Konuşuyor: Özgürlük İstiyoruz etkinliği kapsamında Anakara’da buluşan seks işçileri Yüksel Caddesi’nde basın açıklaması yaptı.

“’Yollu’lar Yolsuzları Yenecek” pankartı taşıyan seks işçileri “Biz cinsel hizmet satıyoruz, bedenimizi değil” diyerek seks işçiliğini suç haline getiren yasaların değiştirilmesini talep etti.

"Seks işçiliğini meslek olarak tanıyın"

“Devlete sesleniyoruz:

“Seks işçiliğini meslek olarak tanıyın ve çalışma koşullarımızı iyileştirin. Seks işçilerinin insan haklarını güvence altına alın. Seks işçilerine yönelik polis tacizine ve şiddetine son verin! Bizden aldığınız vergiler ve hukuksuz şekilde cebimizden aldığınız paralar iyi oluyor da bizim varlığımız mı kötü oluyor? Adaletiniz batsın!

"Cinsel hizmet satıyoruz, beden değil"

“Topluma sesleniyoruz:

“Eğer ‘ahlak’ ve ‘namus’ dediğiniz, bir seks işçisini öldürmeyi meşru görüyorsa, alın o ‘ahlak’ ve ‘namus’u başınıza çalın! İkiyüzlülüğe bir son verin. Gece koynumuza girdiğinizde iyi olan bizler, gündüz mü namussuz ve ahlaksız oluyoruz? Biz cinsel hizmet satıyoruz, bedenimizi değil. Biz cinsel hizmet satıyoruz, onurumuzu değil. Herkes ne kadar onurlu ve ahlaklıysa, seks işçileri de en az diğer herkes kadar onurlu ve ahlaklıdır!

“Hırsızlık ve yolsuzluğun meşrulaştığı, hak ihlallerinin düzen haline geldiği, ikiyüzlü ahlak anlayışının toplumu kıskıvrak ele geçirdiği bir düzende, seks işçilerini kimsenin yargılamaya, küçük görmeye, eleştirmeye hakkı yoktur. Seks işçileri, devleti ve toplumu karşılarına alacak cesaretleriyle tüm topluma örnek olacak kişilerdir. Bizler, yani seks işçileri, namuslu rolü yapmıyoruz. Namuslu rolü yapanların da aslında ne olduklarını biliyoruz.

“Bizler, yani sizin ‘yollu’ diye hakaret ettikleriniz, bu çürümüş düzenin temizleriyiz. O sebeple diyoruz ki ‘yollu’lar yolsuzları yenecek! Adaletsizliğe, şiddete ve nefrete inat, seks işçileri olarak haklarımızı savunmaya devam edeceğiz.”