istanbul travestileri

Travestilerin ve Travesti güzellerinin bulunduğu sayfaya gidebilmek için aşağıdaki linke tıklamanız yeterli . Siz daha buradamısınız 😕

Tavesti Laura Vermont ölümüne karıştığı şüphelenilen milletvekilleri sorgulandı

Askeri polis memurları Ailton de Jesus, 43, ve Diego Clemente Mendes, 22, São Paulo Adalet kabul kefalet taleplerini vardı. Karar iki PMs São Paulo’nun doğu, travesti Vermont Laura, 18 ölümüyle sonuçlanan olayla ilgili yalan üç gün sonra, geçen Çarşamba (24) yer aldı.

Yargıç Antonio Maria Patiño Zorz hem serbest bırakılmasını belirlemek için her subay için asgari ücretin ödenmesini belirlendi. Köprünün tam yayınlanan sulh sırasına göre, iki PMs “Birincil olarak” bugün polis olduğuna dair hiçbir gösterimi yoktur “suçluları costumazes.”

Miktarların ödenmesine ek olarak, polis sermayenin doğu tarafında, Vila do Jacuí Polis İlçesi’nin 63 tarafından araştırılmaktadır tanıkların, davasını yaklaşan değil kararlıyız. polis memurları, Pazar (21) üzerine suçüstü gözaltına alındı ​​Laura bir kaçış sonra kendine zarar olurdu sürümü demonte olan.

Sivil polis Ön araştırmalar ek PMs hala travesti vurdu bilgileri gizli, yalan ve onlar için iyi konuşmak için bir tanık zorlamaya olduğunu gösterdi. Bir Tanık, o öldü acil servise alınan bir kutup, yanında bulunmuştur önce Laura anları yenerek polis gördüğünü söyledi.

Brezilya Mesaj verdiği röportajda, ombudsman Julio Cesar Neves, São Paulo Devlet Polis, durumunda askeri polis tarafından uygulanan dolandırıcılık yakındı ve dava eşlik için o Kamu Bakanlığı (MP-SP) bir istek gönderdi zaten dedi yakından. “Bu çok sembolik bir durumdur ve polis transfobi, açıkça yapar” dedi.

Ombudsman genç vurdu PM eylemini kınadı

“Bir sinema eylem.” Kamu denetçisi Julio Cesar Neves São Paulo güneyindeki, São Luis Jardim, Salı (23) vurularak iki gençler sonuçlandı zulüm tanımlanan gibiydi. Her iki zeminde zaten sonra PM Rocam, daha önce bir motosiklet dakika çaldığından şüphelenilen gençler, ateş açtı.

“Diye (PM) tutuklama kadar faillerin kendini savunma eylemi olarak kabul edilebilir. O katta iki ateş açtı ama ne zaman, açıkça aşırı oldu. TV tarafından kameralar operasyon zanlıların bu bir elini kaldırıyor ve henüz polis dört kez ateş açıkça görebilirsiniz gösterdi, “Neves dedi.

Polis ve toplumun Sektörler durumda şirketin iç işlerine ve Kamu Güvenliği Sekreteryası tarafından incelenen ise idari toplanmıştır PM savundu. Neves, korumak isteyenler tarafından belirtildiği gibi polis örnek bir kaydı var, hatta iddia gelince, işlenen aşırı muaf tutmaz.

“Övgü bile bir belirteç polis kınayan ve bir utanç yürütülmesi o zaman, çünkü yargıç olabilir anlamına gelmez. O çıkıyor zaman transpires şey, görüntüleri olduğunu PM şüphelinin silahı aldı ve çekim taklit yere attı. O açıktı. Hatta savunulamaz hale savunur olanlar için “dedi.

Augustine travesti tiyatro odası

Aktivizm, şiir, görsel, performans ve tiyatro, evreleme içine dokunur “nefret Bodies”. Üyelerinin transdiscipline ve sanatsal çalışmalarının geleneksel modları zorlaştırmak transescena estetik önerisi arar bir trans proje.

Şili Marilyn Monroe, oğlunu ve bir vampir olmak isteyen bir fahişe iptal etmek isteyen Ligua bir anne, çağıran bir travesti oyun çılgın karakterler parçası olan “nefret Bodies”.

Erotik ve politik çapraz sırayla oyun kahramanı ve onun sözleri sistem eğitimden dışlanmış nasıl “bize hatırlatmak ve bu travesti vardır şiir travesti Claudia Rodriguez, oluşturulan bir dram herhangi bir alanda travesti söylemek zorunda değilsiniz anlamına gelir. ”

“Nefret Oluşumu” feminist performans sanatçıları, şairleri ve cinsel görüş ayrılığından aktivistler tarafından oluşturulan onun siyasi tiyatroya bağlılık, bu kez çağrıları devam eden ve Rage Barroka şirket yapmak, yeni proje transescénico Ernesto Orellana, bir Şili tarihinin marjinal toplumsal belleğin bir parçası olarak fuhuş kapsayan yerel, sadomazoşist ritüeller.

Yasadışı ameliyatları, silikon ve travestilere karşı katliamlar unutulmuş bir grup özellikleri nerede iş ilham ve travestiler bir nesil hikaye paylaşmak olduğunu. “Sistem için biz ahlaksız ve sapık olan bir tehdittir. Bu topluluk tarihselleştirilmiş henüz deneyimleri bir yeri vardır. Biz AIDS’ten öldü ya da öldürüldü ve kimse bilmek istiyor bir hikayenin parçası olan travesti hayatlarını kurtarmak istiyorum, “Claudia Rodriguez diyor.

Orellana için “etki kaçmak transescena kategorize, sipariş ve disiplin maddi sanatlar ısrar kurum ve akademik eğitim ile oluşturulmasıdır. Aynı zamanda sahne sanatları öncelikle siyasi gövde ve o ihlal olduğu oradan olduğunu anlar. Bu yaşadığımız ve bizim corporalities yaşadığı diğer hayali mümkün oluşturulması ve görünürlük bahis, uzlaşma standardizasyon kuruluşlarının imha siyasi stratejiler olarak teatralliği ve kurgu kullanan farklı sahneler arasında kontamine olduğunu. kurgu hakkı temsil sanatlar sınırlı, ama nasıl yaşadığımız ve bizim corporalities ve bizim aktivizmi ve muhalefet, complejizamos ve fisuramos gerçekliğin kumaş “ile olur değil.

iş iptal travestiler, fahişeler ve kadınlar hala onlara teşvik eden bir toplumda, nefret ile istismar ve suç olan Şili, hakim standartları cinselliğin bir parodisi olarak yüklenir. “Nefret Bodies” nin abjection ve cinselleştirilmesinin travesti ve sapık cinsellik sahne alacak tiyatro tarihinin bir parçasıdır. iş anısına ve orospu bizim meslektaşım, arkadaşım ve doğal sanatçı aktivist oğlu, ölümünden bir yıl sonra haraç öder. Ve benzer şekilde, bu 2015 yılında hatırlıyor, 40 yıl onun nefret cinayetten sonra, ilham İtalyan sanatçı Pier Paolo Pasolini.

Claudia Rodriguez “nefret Bodies,” şiir ve kronik travesti kitaplarının yazarı “yoksul Dramalar” ve “Hasta ruh” tur. Tüm bu bağımsız “librillas” bu Temmuz Şili Odası efendimiz Augustine Üniversitesi’nde gala kolektif bir tiyatro deneyimi ilham verdi. Irina La Loca (aktris), Wincy Oyarce (film yönetmeni: Barroka öfke aktör, öğretmen ve aynı zamanda farklı disiplinlerden sanatçıları ve aktivistleri dahil Şili Ernesto Orellana, Üniversitesi’nden mezun müdürünün başkanlığında şirketin adıdır ) ve Jose Carlos Henriquez (yazar ve fahişe).

İnceleme

Marilyn (Claudia Rodriguez), efsanevi travesti zavallı Santiago, onun amiral gemisi lokali gösterileri açmaya karar verdi “travesti çiçek Mağarası”. heyecan verici gece kürtaj kurbanı teslim ve özgür bir kadın olmanın dönmek için, onun küçük bir çocuk fahişe (Jose Carlos Henriquez) getiren Ligua anne (Irina la Loca), bir boru ile kesilir. Onun kutsallığını: Marilyn, onun en büyük dileğini başlamak için lanet çocuğun varış ve onun nefis dönüş kirlilik et, cehennemin derinliklerinden bir işaret, alev sinyali görür. Bundan sonra o insan ırkının toplam nesli ve yeni bir başlangıcı ilan! sipariş! Dünya: Diktatörlük Trava. “Nefret için Oluşumu” cinsel muhalefet soruşturma ve siyasi pratiği olarak cinsellik etrafında farklı eylem cephede çalışan disiplinler ötesi yerel eylemcileri bir araya getiren bir kara komedi. şiir travesti Claudia Rodriguez esinlenerek performans, bir transescénica ve hegemonik standartlar organları ve onların cinselliklerini sorgulayan anarcobarroca eylem önermektedir.

Gündüz Erkek Gece Kadın

Gündüz erkek gece kadın olmak zor geliyordu artık bana, karar verdim ruhumla bedenimi birleştirmem için istanbul travesti olmam gerekiyordu. Kadınlığımı yaşamam duygularımı sadece dört duvar arasın da yaşmak istemiyordum. Bütün travestiler gibi benim de kadınlık yönüm ağır basıyordu, her kadın gibi erkekler tarafından beğenilmek istiyordum. İstanbul travestileri yada tüm trans kadınlar gibi seks işçiliği yapacağımı az da olsa tahmin edebiliyordum. Zor bir hayat beni bekliyordu ama bir taraftan o renkli hayat beni kendisine adeta çekiyordu. Yaşadığım semt buna asla müsait değildi daha doğrusu toplum olarak hala müsait değiliz fakat daha fazla kendimi yıpratmanın anlamı yoktu bir yerden başlamam lazımdı. Öncesin de semtimden uzak küçük bir yer tuttum kendime biraz birikmişliğim vardı, hayatımın bir kat daha zorlandığını ilk günden anlamıştım. Şişli travestileri ilk zamanlar da caddede para kazanmamı hazmedemediler defalarca ağlayarak eve geldiğimi biliyorum, clupler de deseniz yine öyle sanki herkesler yerlerini satın almış diye sen Ankara travestileri yada İzmir travestileri arasından geldin burda çalışamassın diyerek ten bir çok zorluk çektim. Hayatımı devam ettirmem için çok çalışmam lazımdı. Bakırköy bölgesine geçtim Bakırköy travestileri biraz daha ılımlı yaklaştılar, o da beni mutlu etmişti Bakırköy de  tek sarışın travesti idim o da dikkat çekiyordu. Bir müddet orada burada çalıştım. Zaman geçtikçe yaşadıklarım beni olgunlaştırmıştı o hayal ettiğim erkekler önüm de diz çöküyordu o da beni ayrı mesut ediyordu. Seks yapmayı seviyordum partnerimi doyumluk hazına getiriyordum hep tercih edildim. Erkeklerin hoşlandığı noktaları biliyordum o beni beğenmeyen travestiler zamanı geldiğin de tanımadılar çok güzel travesti olmuştum. Cluplere eğlenmen için giderdim bir dönemden sonra artık hayat bana çok sıkıcı gelmeye başladı çünkü farklı bir ey yapamıyordum sabah uyan kahvaltı yap evde otur müşteri bekle yada kendimi onlara şartlandırmıştım fakat çok sıkılmaya başladım. İstediğim kadınlığımı hat safhada yaşıyordum ama eksik olan yada yanlış gişden bir şeyler vardı ki son zamanlar da kendimi mutlu hissetmiyordum. En büyük eksikliğim ailem yanın da değildi onların özlemleri geri götürmeye yetiyordu, bir gece düşündüm erkek kılığın dan kadın kılığına girdim acaba tekrar erkek gibi yaşıyabilirmiyim diye denemem lazımdı gecenin bir yarısı aldım elime makası o sırma saçlarımı kestim aynaya baktığım da ne kadın nede erkeğe benziyorum biraz daha beklemem lazım dı bu şekilde ailemin karşısına çıkamazdım her şeyi uç noktalar da yaşayan ve yaşasam devam etirebilen ben o süslü hayattan sıkıldım. İçimdeki hislerim aynı kadınım diyorum ama eksik yanlarımı bulmam için fedakarlıklar yapmam gerekiyordu . Saklana saklana dışarı çıkıyordum biraz kendime gelmiştim artık ve annemi aradım konuştuk ilk cümlesi bana gel dedi ve gitmem lazımdı onca kadın olma uğruna çektiklerim bir an yok oldu gitti tek kelimesiyle gel dedi bana çünkü, gittim fakat evde biri eksikti babamı sorduğum da annemin gözleri dolmuştu, anladım ki  babam vefat etmişti. Her şeyi yaşadım ama anladım ki bir şeyleri yaşamak için bir şeyleri kurban vermem gerektiğini, hat safhada yaşadım her şeyimi keşke gizli yaşasaydım yine gündüz erkek gece kadın kalsaydım.

Marsilya, Cezayir’li travesti zorlu derste

“Biz eşcinsel ve farklı olduğu için eve gibi, insanlar bize saldıracak, Rayane (*) başlattı. Biz biz sevdim tekerlek, biz hakaret edilir, bizim kutular atmak. “Rayane Cezayirliler kolayca üç aylık bir süre için bir turist vizesi almak ne zaman bir anda oldu ortalarında 1980 yılında Marsilya katılmak için, Annaba, doğu Cezayir’de bir şehri terk Fransa. Gözlenen sosyolog Laurent Gaissad, Marsilya Cezayir fuhuş bir çalışmanın yazarı, en Akdeniz’in diğer tarafındaki fuhuş şanslarını denemeye karar gibi “Bu, şu anda oldu. ”
Sınıf vatandaş, onlar liman Annaba şehir ve hinterlandı, ama aynı zamanda Oran, Mostaganem veya Skida gibi diğer büyük kıyı şehirlerden geldi. Ama Rayane aksine, Cezayirliler bir yuva yumurta kurmak Marsilya gitti ve daha sonra uzak ülkeye yürüdü. “Birçokları için, fuhuş bir araba ya da bir daire satın Cezayir’de bir iş sadece bir adım oldu” Laurent Gaissad dedi.
“Evlilik aşaması”

Durum 1991 yılında Cezayir’de iç savaş başlangıcı ve yasadışı göçe karşı önlem güçlendirmek için 1993 yılında Pasqua yasa tanıtımıyla daha zor hale gelmiştir. Cezayirliler Fransa’da bir sınırdışı kararının konusu yapılmış olan için Seyahat karmaşık veya neredeyse imkansız yapılır. “Sahnede evlilik aniden kalmak ve eşcinseller tehdit edilen ülkelerine dönmek korkuyor istedi bu insanlar için ortak bir sorun haline geldi,” Laurent Gaissad diyor.
1995 yılından bu yana, dernek tours bir gol önleme, cinsel risk azaltma ve fahişe karşı her türlü şiddete karşı mücadelede Marsilya mahallelerde başka bir bak düzenlemektedir. Aralarında, günlük fiziksel ve sözlü taciz kurbanı travesti, kim. Dernek binasında, kurtarma Mart ayı sonlarında Senatosu tarafından kabul soliciting pasif suç, ve müşterilerin kriminalize kaldırılması endişeler vardır. “Bu suç restorasyonu kırılgan olduğunu ve onları korumak yerine bu insanları vulnérabilise ile” Jean-Régis Ploton, yönetmen Başka Bak protesto etti.

Kredi: Polman
Djamel (*) kendi güvenliğini sağlamak için evlenmek seçtiniz Cezayir fahişeler parçasıdır. 1990’larda, o milliyet için Cezayir kökenli bir Fransız evlendi. “O bir lezbiyen olduğunu ve eşcinsel oldu. Bu evlilik bana kağıt verdi ve bizim iki aile şerefini korumak için. ”
49 at, Djamel Marsilya Avenue du Prado eteklerinde fuhşa devam ediyor. Ben 1985 yılında Paris’e geldi, “Ben bir kadın gibi giyinmiş Cezayirli fahişeleri bir araya geldi. Paraya ihtiyacım vardı, ben bu etkinliği başladı. Bir hafta sonra ben Marsilya geri gitti ve ben Saint-Charles tren istasyonu tarafında benim takılar satmak için devam etmiştir, “diye hatırlıyor.
“Müşterilerin biz kadını tercih ederim”

O zaman, Cezayir fahişe yakınlık tren istasyonu ve Aix-en-Provence ve Avignon doğru A7 yoğun bir yerdi bu mahallede erkek sürükle, sokaklarında dolaştı.
Bugün, Kuzey Afrika fahişe diğer alanlarda almış: Bu adamlar bir kadın gibi giyinmek seçerseniz Sokak Kütüphanesi, rue Adolphe Thiers, rue de la Rotonde, Prado Caddesi … üzerindedir herhangi bir ekonomik zorunluluk, bazı anonim korumak ve. “Fuhuş” man “değildir. Müşteriler “kadın” bizi tercih. Bu benim için de en iyisidir. Gün boyunca, ben, bir erkeğim ben fark edilmeden geçmesi ve ben özgürce hayatımı yaşayabilirim, “Djamel diyor. Bugün, yeni gelenler nadirdir. Sadece, yıllar ve mesafeye rağmen, hala gizlilik ağırlığı ile yaşamak 1980’lerde geldi Marsilya Cezayir fahişe kalmak.

 

Bir travesti uyuşturucu kaçakçılığından tutuklandı

Bir travesti olmak üzere üç kişi, bir Buenos Aires gece kulübü Eleven alanı içinde kokain piyasasının suçlamasıyla tutuklandı.

Polis kaynaklarına göre, ilacın 60 doz toplam ele geçirildi hangi prosedür, Federal Polis erkekler tarafından geceleri geçtiğimiz Çarşamba günü gerçekleştirildi.

Prosedür Balvanera popüler ilçesinde, Rivadavia Caddesi ve 28 Kasım kesiştiği yerde bulunan bir işyerinde gerçekleştirildi.

tutukluların ön araştırmalara göre, kurum içinde ilaç satışı yapan edildi Peru uyruklu bir erkek, bir kadın ve bir travesti olmak vardı.

tutuklular, ele geçirilen uyuşturucu yanı sıra, bölge polis karakoluna yetkisine sahip Federal Polis, yedinci getirildi.

Bu arada, soruşturma bağlantıları ve herhangi bir grup ve iddia edilen suç kurmaya devam edildi.
dava Noticias Argentinas tarafından konsülte adli kaynaklara göre bu yana, satış ve dağıtım dahil daha birçok uyuşturucu satıcıları olurdu, sıkı gizlilik altında Balvanera yargı gelen savcılar tarafından araştırılıyor.

Bu bağlamda, Kolombiya narkolar yer alacaktır inanılmaktadır.

Tarzlara saygı

En çok sıkıntılı olunan konuların başında insanların ilişkilerine ya da tarzı konulan tavırlar rasında cinsel tercihler gelmekte. Tercihleri ile mutlu olduğunu kanıtlayan ancak bir çok kişinin hala kabul etmek istemediği cinsel tercihler saygı görülmeye değer bir konudur. Tarzlara saygı duymak için bu kadar ters bakış açısına aslında gerek yoktur. İsteyen travesti partneri ile mutlu olabilmeli ve rahatça zevkine ulaşmalıdır. Hem travestiler ile ilişkiye girenlerin sebepleri düşünülmüyor hem de kötü davranılıyorsa burda düşünüp sorgulamamız gereken noktalar var demektir. Girdikleri ilişkilerin tadını çıkartan ve özel birliktelikler kuran istanbul travesti bayanlar tarzlarının kabul görmemesine anlam veremiyor ve haklılar ya da ankara travesti bayanlar talep aldıkları için zor durumda bırakılmaya çalışıyorlar bu da yanlış. Her neresinden bakılırsa bakılsın yanlışlarla dolu bu bakış açıları arasında tatminlerini almaya çalışanların varlığı kabul edilmeli ve tarzlarına saygı göstermek gerekli. Aldıkları hizmetler ile mutlu olabilen ve statüsü yüksek kişilerin olduğu biliniyor ayrıca bir çok bu ilişkiden zevk alanlar olması şaşırtıcı olmamalı. Böyle kişilerin bu ilişkiyi saklamasına gerek duymaması gerekir. Bu tarz onun seçtiği tarz ise onun gösterdiği saygıyı kendisininde görmesi gerekir.

Aşırı ve uçuk birliktelikler olarak algılatılmaya çalışılan bu tarz birliktelikler aslında dış ülkelerde olağandır. Sıradanlaşmış bu ilişkiler halen ülkemizde sorunlu ise herkesin bunda etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Kimse ben karışmam benle ilgili değil diye düşünmemelidir. Zira bakış açısını ortaya çıkaran sebeplerden biriside bu çekimser olan kimselerdir. Alıştığı bir tarzı bırakmaya zorlanmak herkes için zor denildiğinde onların varlığı unutulmamalıdır. Karşı cinse ilgisi olan ve partneri olan birisi nasıl normal olarak algılanıyorsa onlarda bu saygıyı görmelidirler. Bu kişilere partnerini değiştir hem cinsinle birlikte ol denilemiyor ise onlara bunu söylemek haksızlığın ta kendisidir. Kimse böyle bir şeyi kabul etmez dendiğinde onlar yok sayılıp unutulamaz. Herkes gibi onların hakları da korunmalı ve tarzlarına gösterilmesi gereken saygı gösterilmelidir. Aksi halde bu sorunları çözebilmenin yolunu bulamayız. Öyleyse herkes kendine düşen görevi yerine getirmeli ve herkesin tarzına saygı göstermelidir.

Erken teşhis

Farklı tarzların gelişmesinde insanların erken teşhisleri önemlidir. Belirli bir döneme geldiğinde insan istekleri ve arzuları yönünde tercih yaparsa erken teşhisi koymş olur ve cinsel hayatına yön verir. Aksini uygulayaların baskı ve korkulardan çekindiğini belirtmek gerekiyor. Onlarda aslında erken teşhisi koymuş olabiliyorlar ancak baskıların verdiği huzursuzluk ortamı onların hislerini geri plana atmasını sağlıyor. Tarzlarını saklamanın huzursuzluğunu yaşayan bir çok bireyin bu korkularını yenmesi ve rahatlığa ulaşması gerekir. Erken teşhis konulmuş ve karşı cinse ilgi duyulmuyorsa mutluluk için başka kapılara gitmeye gerek yoktur. Bir travesti bu teşhisi yapabilmek için hizmetler sunar ve travestiler için önemli olan partnerlerinin beklentisidir.

Tabiki her yerde bu tarz ilişkileri yakalamak ve rahatlıkla yaşamak kolay olmuyor. Özellikle istanbul travesti bayanların verdiği hizmetler ile bu eksikliği giderdiği açık ve nettir. Özel hisleri yaşamanın mutluluğuna kavuşabilmek için tercih edilen bu bayanlar oldukça memnun edici olmalarıyla gündemdeki yerlerini koruyorlar. Biraz daha iç kesimlere gelirsek ankara travesti bayanların da bu teşhisi koymada iyi olduklarını dile getirebiliriz. Partnerlerine verdikleri mutluluk ile ne istediklerinin farkında olarak hizmet sunmaları ayrıcalıklı olduklarını göstermekte. Erken teşhisi uygulayan ve onları tercih edenler yanılgıya düşmeden seksten istedikleri zevki almada hiç zorlanmıyorlar. Karşı cins ilişkilerinde mutlu olabileceklerini düşünenler var ise yanılgıya düşmeleri ve uzun yıllar çabalamaları gerekir ki bu sayede bile zevki tam anlamıyla alamazlar. Çünkü hemcinsinden hoşlanan bir erkeğin zevk alabilmesi için yapması gereken şey ilk fırsatta bu zevki denemesi ve farkını hissetmesidir.

Göreceli olması ve bu ilişki tarzının kabul görmeye başlaması artık cinsel yöndeki erken teşhisler içinde olumlu bir durumu ortaya çıkarttı. Vazgeçmeyen ve bu durumun içsel bir olgu olduğunu düşünenler zevk alabildikleri ilişki tarzına karışılmasını zaten kabul etmiyorlar. Bu durumda yorum yapılması ve halen baskı uygulanması kabul edilmelidir ki yanlış bir tutumdur. Herkes kendi doğrultusunda ve zevk aldığı yönde ilişkisini devam ettirmelidir. Bunun yavaşta olsa oturmaya başlaması erken teşhisin önünü açtı diyebiliriz. Belirli bir olgunluğa erişen ve teşhisini bu yönde verenleri anlamak doğrusu çok ta zor olmasa gerek.

İstanbul Travestileri

“İstanbul daha ötelerde bir güzelliği derinliklerinde barındırır, yol kenarlarında müşteri beklerken, kulüplerde müziğin ritmiyle erotik bir güzellikle dans ederken görmeye alıştığımız İstanbul travestilerini.” İstanbul’dan S. Tuncay ilk yazısında ‘karanlığının koynunda saklı’ İstanbul travestilerini anlatıyor.

Bütün büyük şehirler gibi İstanbul da hazinelerini karanlığın koynunda saklar. Sanılanın aksine, sosyete davetlerinde ya da basının tamtam çalarak şişirdiği tanınmış ‘sanatçı’ ve mankenler arasında onları doğal halleriyle gördüğünüzde güzel bir kadın bulamazsınız. Buna karşılık akşamları mesai saatinin bitiminde, işyerlerinin, özellikle bankaların çıkışında papatyalar gibi, taze ve yapmacıksız, belki saçlarına iyi bir kuaförün elinin değmesi gereken, kalabalığın içinde kaybolup giden güzel kadınları görürsünüz. Fakat yine de İstanbul daha ötelerde bir güzelliği derinliklerinde barındırır, yol kenarlarında müşteri beklerken, kulüplerde müziğin ritmiyle erotik bir güzellikle dans ederken görmeye alıştığımız İstanbul travestilerini.

İstanbul travestileri, kadınların biraz kıskançlık biraz da merakla bakışlarına, erkeklerin gizlemeye çalıştıkları isteklerinin etkisiyle hakarete varan sözlerine eşlik eden arzu dolu gözlerle bakarlar. Sanıldığının aksine çoğu yollarda çalışmaz, yine de istediklerinde müşteri sıkıntıları yoktur. Duygusal ve kırılgan yapıda olmalarına karşın, sürekli saldırı tehdidi altında yaşadıklarından kavgacı bir görünüm vermeyi tercih ederler. Çoğu nedense gizlemeye çalışır ama ortalamanın çok üstünde bir kültür yapısındadırlar. Onlarla birlikte olmaya başlayan erkekler bir süre sonra diğer kadınları anlamsız bulmaya başlarken onlarla yatağa girmeye cesaret edebilen kadınlar ise beklediğinin ve yaşadıklarının ötesinde bir zevki, yatakta yetenekli bir erkekle birlikte güzel bir kadınla sevişmenin gizli kalmış tutkusunu keşfederler.

Travestilerin içinde de suç işleyenler vardır kuşkusuz, fakat yine de onların hortumcusu, onların dolandırıcısı, uyuşturucu ve silah satıp haraç toplayanı çok daha azdır. Gizemli dünyalarında onların özelini yaşamak, onlardan biri olmadan, çok istenilmesine rağmen neredeyse mümkün değildir. Başka azınlıklarda görülmemiş bir arkadaş dayanışması ve sıcaklığına sahiptirler. Komşuları başlangıçta tedirgin oldukları bu insanların bir süre sonra gerçekte ne kadar paylaşımcı ve evlerinde de temizlik tutkuları, yemek yapmaktaki becerileri, kendileri gibi dizi filmlere olan düşkünlükleri ile nasıl da benzeştiklerini görerek şaşırıp kalırlar. Bazen gizlice çok yalvardığı halde birlikte olmadıkları komşu çocuğun arkalarından ‘ibne’ diye bağırarak taş atmasının çaresizliğini, bazen de bilinçaltındaki yoğun eşcinsel eğilimlerini kendi maganda delikanlılığına yakıştıramayan çoğu köy kökenli saldırganların dehşetini yaşarlar.

Yine de bu çelişkili toplumda genel olarak sosyal ilişkilerinin sanıldığından çok daha iyi olduğu söylenebilir. Müşterileri açısından bakıldığında sınıfsal yapı yükseldikçe travestilere talebin arttığı çok açıktır. Mesleki açıdansa bir şey söylemek istemiyorum. Onlarla en çok hangi meslek mensuplarının birlikte olmak istediğini söylesem şoke olursunuz. Kısacası en güzel kadının erkeğin içinde gizli olduğu, fikrini hayata geçirircesine olağanüstü çekicilikleri, gizemli yaşamları, biraz hırçın fakat hassas yapılarıyla onlar, yeni İstanbul’un aslında yeni dünyanın ilk görüntüleri gibidir. Çok farklı gibi görmeye alışmış olsak da içimizden birileridir. Onlar renklilikleriyle gökkuşağının bütün katmanlarıdır. Onlar İstanbul travestileridir.

Maha’nın külleri

Yakın coğrafyada öteki olma halleri: Irak LGBT hareketinden Ali Hili ile röportaj

Amerikan işgalinin başladığı 2003 yılından beri, Irak’ta bir milyona yakın insan hayatını kaybetti. Bu sayıyı hayal etmek bile zor. Ve bu bir milyonun karşısında sayılar üzerinden konuşmak belki de anlamsız. Yine de, son günlerde Irak’ta yaşanan ve devletle bağlantılı ölüm mangaları tarafından işlenen gey ve transseksüel cinayetleri hakkında haberler artınca, posta kutuma gelen maillere daha bir dikkatle bakmaya başladım. Eşcinsellerin katli vacip olduğunu buyuran Ayetullah Al Sistani’nin 2005 yılındaki fetvasından beri yüzlerce eşcinsel ve travesti öldürülmüş. Çoğunun ölü bedenlerine, Kafka’nın Ceza Kolonisi’ndeki gibi, isnat edilen suç olan ‘sapkın’ kelimesi kazınmış. Bu haberlerin uzun bir sessizlikten sonra batılı basına yansımasının ise bir nedeni var: ‘Iraqi LGBT’ adlı dayanışma hareketi ve bu hareketinin temsilcisi Ali Hili.

Ali Hili ile on yıldır yaşadığı Londra’da görüştüm. Şehrin genç mahallelerinden Notting Hill’deki bir kafede yer bulup, Saddam döneminde cinsellik ve eşcinsellikten başlayıp, İran etkisiyle derinleşen toplumsal muhafazakârlık ve Iraqi LGBT derneğinin öyküsünü konuştuk. Ali, Irak’ın kırılma noktalarının tam orta yerinde durmuş. Uluslararası siyasetin, bölgesel toprak kavgalarının ve ulusal nefretlerin iç içe geçtiği noktada. Irak gibi kendisi de kırılıp parçalanmış. Hayata, maruz kaldığı cinsel istismarla başlamış, hemen hemen her Iraklının sadece kısık sesle telaffuz ettiği ‘Muhaberat’ adlı istihbarat servisinde çalışmaya mecbur kalmış, memleketten kaçabilmiş ama ölüm fetvasından kaçamamış. Bir yandan Irak’ta, kendi deyimiyle ‘içerde kalmış’lara yardım etmeye çalışırken, kendi hayatının dağılmış parçalarını birleştirmeye çalışıyor. Ali ile Irak’ta farklı olmanın bedeli üzerine konuştuk.
***
Avrupalı ve Amerikalı gazeteciler bu aralar en çok ‘İslam ve eşcinsellik’ konusunu merak ediyor. İstersen biz başka bir yerden girelim konuya. 1970’lerde, 1980’lerde Bağdat’ta farklı olmak, eşcinsel olmak nasıl bir şeydi?

Bugünden çok başkaydı aslında, daha çok Türkiye gibiydi. Daha özgürdü. Bağdat’ta içki de içilirdi, aynen İstanbul’da gibi. Ama ben çok erken tanıştım cinsellikle. Aile içinde yaşadığım bir istismar olayı nedeniyle. Bilirsin, Müslüman ve Arap toplumlarında çok yaygındır. O olay benim her şeye bakışımı değiştirdi, hem küçük yaşta cinselliğe gözümü açtı, hem de çok yaraladı. Ama tabii o zaman farkında değildim bunun. Zaten bunun bir adı, bir ismi de yoktu. Gey kelimesini ilk 18 yaşındayken duydum, bir arkadaştan. 1980’lerin sonlarıydı. O zaman Bağdat’taki beş yıldızlı otellerde hep yabancılar çalışırdı. Ben o dönemin ilk Iraklı DJ’i olmuştum. Otelin diskoteğinde çalışıyordum. Bir yandan da bir müzik dükkânında tezgâhtarlık yapıyorum. O zaman erkeklerle ilişkilerim oluyordu, ama pek kimse karışmazdı. Dükkâna kadınsı geyler de gelirdi. Çevredeki erkekler laf atardı, takılırdı, bazen dalga geçerdi. Ama kesinlikle bir saldırı, bir nefret olayı olmazdı.

Körfez Savaşından sonra, 90’larda, en azından benim için durum değişti biraz. O aralar Bağdat’a çok batılı diplomat yerleşmişti. Bir tanesiyle arkadaşlık kurdum. İşte o zaman Muhaberat ailem üzerinden bağlantı kurdu benimle. Onlar için çalışmamı istediler. Ben de Muhaberat için çalışmaya başladım. Başka şansım yoktu. ‘Ya bizimle çalışırsın ya da hem seni, hem aileni yok ederiz’ dediler. Alternatifim yoktu. 18 yaşındaydım. On sene boyunca onlar için çalıştım. Ama her şeye rağmen çevremde birçok arkadaş topladım. Bir yandan da DJ olarak devam ettim. O kulüp hem Bağdatlı geylerin, hem yabancı geylerin mekânı oldu. İstihbarat da bunun farkındaydı tabii. Hatta beni destekliyorlardı.

İstihbarat senin üzerinden yabancılara mı ulaşmaya çalışıyordu?

Evet, sanırım öyle bir şeydi. Daha çok yabancı diplomat ile bağlantı kurmam için, bilgi almak için. Bilirsin, Arap dünyasında, Ortadoğu’da, yabancı erkeklerin, özellikle batılı erkeklerin eşcinsel olduğuna dair bir kanı vardır. O nedenle desteklediler yani. Ama o yıllarda, doksanlı yıllarda birçok mekân açılmıştı, hepsi de lüks otellerde. En iyi yıllardı bunlar. Toplumsallaştık bir anlamda. Çocuk olarak yaşadığım acıları başkaları yaşamasın diye çabaladım. İki defa devlete başvurdum, eşcinseller için bir dernek kurmak için.

Bu oldukça cesur bir adım olsa gerek?

Belki, ama unutma ki, ben Muhaberat için çalışıyordum, devletin bana zararı olamazdı kolay kolay. Herkes bizden korkardı. Başvurumu kabul etmediler, ama incelemek zorundaydılar. Arkamdakileri biliyorlardı çünkü. Ama teşkilattakilerle de zaman zaman sorun yaşadım. Üç defa hapis yattım, işkence gördüm, tecavüze uğradım. Teşkilattakiler zaten beni genelde ilişkiye zorluyorlardı. Buna rağmen Bağdat’ta olmak güzeldi. Bir arkadaşım vardı mesela, travesti. İstediği yere gidebiliyordu, kimse karışmıyordu. Tabii fuhuş da vardı, sinemalarda, kahvelerde, parklarda, her tarafta birilerini bulabiliyordun. Polisler, travestileri durdukları yerlerden alıp, birlikte olmak için şehir dışına götürür, sonra yine aynı yere bırakırlardı. O zaman daha yaşlı arkadaşlarla da tanışmıştım. Onların dediğine göre, altmışlı, yetmişli yıllarda ortam daha da rahatmış. Cinsel özgürlük varmış, ama tabii ismi konmaksızın.

Ta ki 1995’e kadar. Benim için bir şeyler kırıldı o zaman. Bahsettiğim travesti arkadaş, ailesi tarafından vurulmuştu. Tamam, fuhuş yapıyordu. Ama devlet yine de soruşturmasını yaptı. Kimse cezalandırılmadı, ama soruşturma açtılar en azından. Yani Saddam döneminde devletin düşmanca bir yaklaşımı yoktu bize. 2001 yılında eşcinselliği ceza kanununa göre suç ilan ettiler, yedi yıllık da cezası var. Ama o zamanlar da uygulandığını sanmıyorum.

1995 yılı sadece senin için mi bir dönüm noktasıydı, yoksa toplumsal değişimlerin bir habercisi miydi?

O yıllarda Birleşmiş Milletlerin yaptırımları başlamıştı, hayatımız altüst oldu. İş yok, para yok. Bir yandan da rejimde yavaş yavaş çözülmeler görülüyordu. O yıllarda, Saddam aşiretlere daha fazla güvenmeye başlamıştı. İstihbarat da üzerimdeki baskıyı arttırıyordu, artık devam etmek istemediğimi, rahatsız olduğumu, bitirmek istediğimi fark ediyorlardı. Kaçmaya çalıştım, kuzey sınırı üzerinden Türkiye’ye geçmeyi denedim. Yakalandım, ama nihayet 2000 yılında, tam da savaş başlamadan önce çıkabildim Irak’tan. Ordan Dubai, sonunda da Londra. Burda ilk başlarda sosyal bir çevre yaratmak için bir araya geldik Iraklı geyler olarak. Sonra baktık ki memleketten kara haberlerin ardı kesilmiyor. Transseksüel bir arkadaşın ölüm haberi geldi. Ameliyat öncesi Haydar, ama Maha diye değiştirmişti ismini. Sokaklarda çalışıyordu. Önce dövmüşler, sonra da diri diri yakmışlar. Bağdat sokaklarında yanan bir travesti. 2004 yılı sonlarındaydı bu olay. Tabii, bu arada Irak’ta durum tamamen kontrolden çıkmıştı, her gün yüzlerce insan ölüyordu intihar saldırılarında. Ama burda özel bir durum vardı, uzakta olsak da hissediyorduk bunu. Gey ve transseksüeller hedef seçilmişti.

Geyleri hedef seçen kimdi peki? Güvenlik güçleri mi? Aşiretler, aileler mi?

Irak toplumunda aşiretler çok önemli tabii, Saddam’ın son yıllarında daha da güç kazandılar. Aşiret içi cinayetler oluyor, namus cinayetleri oluyor. Ama niye durup dururken arttı? İşin siyasi yanı daha önemli bence. Aşiretlerden çok İran’a yakın adamlardı. Ve de İran tarafından desteklenen mollalar. Çünkü tam da o sıralara, Şii din adamları İslami ahlak hakkında ve de eşcinselliğin ahlaksızlığı hakkında mesaj vermeye başlamıştı. Özellikle de Bağdat’ta ve Güney’de. Cuma vaazlarında, eşcinsellik temizlenmesi gereken bir pislik, toplumdan kesilip atılması gereken bir hastalık olarak sunuluyordu. Şiilerin elinde olan İçişleri Bakanlığına bağlı kuvvetler de saldırıyordu geylere. Bedir Milisleri, Mükteda El-Sadr’ın adamları, Mehdi Ordusu. Vaazlardan etkilenen herkes. Sadece eşcinsellere değil, karşıt fikirli olan herkese saldırıyorlardı, kadınlara, en başta da Sünni Müslümanlara. O an işte bir dönüm noktasıydı. Irak başka bir yer olmuştu, fanatik, saldırgan; bildiğimiz Bağdat yoktu artık. Memleket Şii fanatiklere teslim olmuştu.

Saldırılardan İran destekli siyasal İslami sorumlu tutuyorsun?

Kesinlikle öyle. Bak, ben dinimi çok severim, iyi bir Müslüman olmaya çalışıyorum her şeye rağmen. Ama bu olanlar bizim bildiğimiz din değil ki. İran’ın desteklediği mollalar yüzünden, Irak fanatiklere teslim oldu, hükümet de onların eline geçti. Biz de o zaman karar verdik, birkaç arkadaş bir şeyler yapalım diye ve Irak LGBT’yi kurduk. Tabii ki sadece Londra’da kurduk derneği, Irak’ta mümkün değil. Ama amacımız, Irak’ta hayat mücadelesi veren geylere ulaşmaktı. Bazılarının kaçmasına yardımcı olduk. Ama ben daha çok kalmak isteyenler üzerine yoğunlaşmak istedim. İçerdeki, yani Irak’taki arkadaşlara sürekli ölüm tehditleri geliyor, korku içinde yaşıyorlar. Sistani’nin fetvasından beri en az 600 kişi öldürülmüş, çoğu da milisler tarafından. Biz de burdan güvenli evlerin oluşturulması için kaynak aramaya başladık, Irak’ta evi olan bir kaç arkadaş bulduk. Kısa bir süre içinde dört beş tane ev açtık. Kendi aramızda para topladık, Hollandalı bir gey grubundan kaynak bulduk, Amerikalı bir senatörden yardım aldık. Birçok insana imkân sağladık, bir süre iyi gitti. Ama arkasını getiremedik projelerin, ilk baştaki heyecana rağmen kaynak bulmakta zorlandık. Ekonomik krizle birlikte gelirlerimiz düşünce, evleri kapatmak zorunda kaldık. Şu anda sadece bir tane ev var, onun da parası bitmek üzere. Artık kaçmaktan başka bir alternatif olmayacak Irak’lı geylerin.

Irak hükümeti nasıl yaklaştı size?

Devlet bu evlerden haberdar olsaydı zaten yaşatmazdı kimseyi. Hemen baskın düzenlerlerdi. Bizim dernek Irak’ta yasaklandı zaten, ben de yasaklıyım. Ayetullah Al-Sistani hakkımda özel ölüm fetvası çıkardı. Hem bütün eşcinsellerin katli vacip olduğuna ilişkin bir fetva yayınladı, hem de benim özel olarak katlimi istedi. Ondan beri polis korumam var burda.

Bütün bunlara bakınca, Saddam dönemini nasıl değerlendiriyorsun?

Çok daha iyiydi. Saddam döneminde, özellikle de 1980’lerde cinsel özgürlük vardı. Gerçek bir diktatördü ama siyasete karışmadığın sürece rahat bırakıyorlardı seni. Bağdat gece hayatının merkeziydi, sabah üçlere, dörtlere kadar gece kulüpleri tıklım tıklımdı. Üstelik polis koruyordu bu yerleri, bir şey olmasın diye. Arap dünyasında Kahire’den sonra ikinciydik. Fuhuş da çok yaygındı tabii. Bütün Arap dünyasından geliyorlardı eğlenmek için, Ürdün’den, Suudi’den, Emirliklerden. Bütün dünyadan fahişe geliyordu.

Saddam’dan sonra Amerikalılar geldi, ama Irak özgürlükten, insan haklarından daha da uzaklaştı. Farklı olanlara yaşam hakkı nasıl sağlanır sence?

Öncelikle korunmaya ihtiyacımız var. Irak’ta geylerin korunmaya ve güvene ihtiyaçları var. Hem anayasal koruma lazım, hem de fiziki olarak koruma gerek. İşgal, Amerikalıların getirdiği dini gruplar, bunlar berbat etti her şeyi. Ama seküler partilerden yana umudum var. Onlar belki bir şeyler değiştirebilir. Arap ve Müslüman toplumları batıdaki deneyimlerden öğrenebilmeli. Burda önemli kazanımlar var, onları görmezden gelemeyiz. Hepimiz bu dünyada yaşıyoruz. Tabii amacımız batı gibi olmak değil. Elbette ki bizim için hedef Bağdat’ta onur yürüyüşleri düzenlemek olamaz. Deli saçması bir şey, düşünmek bile mümkün değil. Elbette ki toplumumuzun değer yargılarına saygı duymak zorundayız, kimseyi rahatsız etmeye hakkımız yok. Onun için hedefimiz korunmaya alınmak. Bütün cinsel azınlıkların korunmasını talep ediyoruz. Onun için mücadele ediyoruz Irak LGBT olarak.

Saddam’ın ajanları için çalışmak, ‘kurtarılmış’ olmak, Amerikan işgali ile birlikte Irak’ın parçalanmasına şahit olmak. Bugün geriye baktığında neler hissediyorsun?

Acı var, ama olan olmuş. Acının hayatımı zehirlemesine izin vermiyorum. Olumlu bir şeye dönüştürmeye çalışıyorum. Burdan yardımcı olmaya çalışıyorum başkalarına. Her şeye rağmen de umutluyum gelecekten. Değişim yavaş olacak, yirmi, otuz sene gerektirecek belki de. Irak’ta hapisteyken de umudumu kaybetmedim. Tabii, bazen bu memlekete çok sinirleniyorum, ama seviyorum da. Hayatların kurtulması gerekiyor, devam etmemiz gerekiyor. Gönül isterdi ki sadece eşcinsellere değil, zulüm gören bütün Iraklılara da yardım götürsek.

Trans Forum!

Dört transseksüel aktivist, Homofobi Karşıtı Buluşmada bir araya geldiler ve trans bireylerin nasıl ve nerede çalıştıkları veya çalışamadıkları üzerine konuştular.

Trans Forumu, Ekin Sanat Merkezi’nde 15 Mayıs, Cuma tarihinde izlemiştik. Koltuklar dolu; gündem ise, trans bireylerin nasıl ve nerede çalıştıkları veya çalışamadıkları…

Serap Akçura, Lambdaistanbul / Kaos GL Dergisi
Deniz Deniz, Kaos GL yazarı
Sinem Kuzucan, Pembe Hayat LGBTT Derneği / Kırmızı Şemsiye Seks İşçileri İnisiyatifi
Buse Kılıçkaya, Moderatör, Pembe Hayat LGBTT Derneği

Buse Kılıçkaya: 4. Uluslararası Homofobi Karşıtı Buluşma’nın Trans Forum’unu açıyoruz ve bu oturumu, Ankara/Etlik’te başına pompalı silah dayanarak öldürülen transseksüel arkadaşımız Dilek İnce’nin anısına gerçekleştiriyoruz. Konuşmacımızdan Serap Akçura, “Trans Politikası Neleri Kapsamalı?”; Sinem Kuzucan ise, “Çalışma Hayatının Dışına İtilirken” başlıklı konuşmalarını bizlerle paylaşacak. “Medyada Trans Temsili ve Medyada Trans Olmak” üzerine de, başta Kaos GL’de olmak üzere çeşitli dergilerde yazarlık yapan Deniz Deniz’in bir sunumunu dinleyeceğiz.

Serap Akçura: “Trans Politikası Neleri Kapsamalı?”, 15-20 dakikada derinlemesine ele alınamayacak kadar derin bir konu. “Trans politikası” dediğimizde ne anlamamız gerektiği üzerine bir açılış yapmak istiyorum. “Trans politikası”, yaşadığımız sorunlara nasıl yaklaştığımıza ve ürettiğimiz çözüm önerilerini karar-alıcılara ve kamuoyuna nasıl kabul ettirebileceğimize ilişkin politik kararlar bütünümüzdür. Bu nedenle, yaşadığımız sorunların kaynaklarını doğru bir yaklaşım ile irdelemek ve uygulanabilir çözüm önerileri geliştirmek can-alıcı önemde. Hukuk mücadelesi ve transfobiye karşı mücadele, hareketimizin temelini oluşturuyor. Öncelikle anayasal korunmanın sağlanması yönünde bir takım çalışmaları var ve u konuda meclise dilekçeler de verildi. Anayasanın 10. maddesine “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği” ifadelerinin eklenmesinin gerekliliği üzerinde duruluyor ve bunun uzun erimli bir mücadele olduğunun farkındayız. Bunun dışında, nefret cinayetleri ve töre cinayetleri konusunda, bir takım ceza indirimlerinin önlenmesi çok önemli. Medeni Kanun’la ilgili, devletin, “transseksüellerin topluma uyumu” şeklinde gördüğü ameliyat/kimlik gibi prosedürler konusunda da çalışmalarımız olacak. Çeşitli mahkemelere başvurup ameliyat izni almak, ondan sonra psikiyatri sürecini yaşamak, rapor alıp tekrar mahkemeye başvurmak ve ameliyattan sonra kimlik belgelerinde değişiklik izni almak için, çeşitli hukuki prosedürlerle uğraşmak gibi bir durum söz konusu. Bu konularda, Medeni Kanun’un daha kolaylaştırıcı yöntemler uygulanmasını sağlamak için bir takım öneriler geliştirmemiz gerekiyor. Kimliklerin değiştirilmesi konusu, her trans bireyin güncel hayatta yaşadığı sorunlardan birisi… Medyada, “Ayşe takma adlı Ali” gibi kimliklerle yer almak istemiyorsak, uygulanabilir çözümler üretme konusunda artık ertelemeden kaçınmamız gerekiyor. Bunun yanında, Medeni Kanun’un, ameliyat olunabilmesi için, “üreme yeteneğinden yoksun olma”yı şart koşmasını ve ebeveynlik hakkı konusunda çeşitli engelleri önümüze çıkarmasını da oldukça sorunlu buluyoruz.

Güncel sorunlar da yaşıyoruz, cinayet, saldırı, güvencesiz iş, sağlık hizmetlerine ulaşımda imkânsızlık gibi… Örneğin, ameliyat sürecinde yapılan sağlık harcamalarının kişisel imkânlarla değil sosyal güvenlik kurumları tarafından karşılanması gerekiyor. Birçok arkadaşımız, bu harcamaları karşılayabilmek için istemedikleri işleri yapmak ve istemedikleri yaşamlar sürdürmek zorunda kalabiliyorlar. Tabipler Odası’yla bir süre önce yaptığımız görüşmede, çeşitli çözümlerin sinyallerini almıştık ancak maalesef biz bu konuda çok yavaşız ve sürekli erteleyen pozisyondayız. Ameliyat konusunda, doktoru ve sağlık merkezini seçme hakkı üzerinde de durmamız gerekiyor. Çok uzman olmayan doktorlar tarafından yapılan ameliyatların çeşitli sorunlara yol açtığını biliyoruz; bu nedenle, yalnızca güvendiğimiz doktorlar tarafından ameliyatlarımızın gerçekleştirilmesi için bir mücadele yürütmemiz gerekiyor. Çeşitli nedenlerle sağlık merkezlerine gittiğimizde, ayrımcılığa uğrayabiliyoruz. Tabipler Odası, ayrımcılık yapan sağlık personeli meslekten uzaklaştırmaya varabilecek desteği sağlayabileceğini de belirtmişti; dolayısıyla, onlarla ortak çalışma yürütebilmenin önemli koşullarından birisi bizim de bu konuda örgütlü ve kararlı olmamız. Bir diğer konu, seks işçisi arkadaşlarımızın sağlık merkezlerinde ücretsiz ve periyodik olarak sağlık hizmeti alabilmelerini sağlamak ve seks işçilerinin çalışma özgürlüklerinin, Kabahatler Kanunu gibi yasalar ile engellenmesinin önüne geçmek. Travesti ve transseksüel seks işçileri, “umumi kadınlar” içinde yer almadığı için, bir takım yasal yerlerde çalışmaları engelleniyor ve bu tüzük ile ilgili mutlaka bir çalışma yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Hukuksal ayakların dışında, transfobiye karşı mücadele de çok önemli. Medyadaki ayrımcılıkla mücadele, çalışmalarımızın önemli bir kısmını oluşturuyor ve cinsiyet geçişi yapan bireylerin toplumsal kabulünü sağlamak için medyada ciddi bir çalışma yürütmek gerekiyor. Toplumun bu alandaki genel bilgi eksikliği, bize şiddet, ötekileştirmek, dışlama ve ayrımcılık olarak dönüyor. Üniversite, lise ve ortaöğretimde, cinsiyet-geçişi hakkında çeşitli eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarının gerektiğini düşünüyorum. Aynı çalışmayı, polis ve askeri eğitim kurumlarında yapıyor olmalıyız; polis kolejlerine, benzer bir eğitim çalışmasının talebi zaten iletilmişti. Ders kitaplarında ayrımcılık içeren bölümlerin tespiti ve düzeltilmesi konusunda ciddi bir çalışma yapmak gerekiyor. Kastım, basın açıklamaları değil… Türk Dil Kurumu ile görüşüp, Türkçe sözlüklerdeki “travesti” kavramına doğru-dürüst bir tanım konulması için çalışmalar yapmalıyız. Bunları nasıl yapacağız? Örgütlenmenin doğru biçimlerde yapılmasının önemi büyük… Örneğin, seks işçilerinin, insan hakları dernekleri tarzında örgütlenmelerinin yetersiz kaldığını ve sendikal bir örgütlenme tarzı ile ilerlemelerinin gerekli olduğunu düşünüyorum.

Deniz Deniz: LGBTT hareketi dediğimiz mücadelede, bugüne kadar “kendini tanımlama” üzerine bir takım tartışmalar yapıldı biliyorsunuz. Herhalde hepimiz kabul ederiz ki, önce “Biz neyiz?” tartışması yapıldı ondan sonra da ajitasyon. Sevinerek görüyorum ki, bu hareket artık bir şeyler üretiyor ve 4. buluşma, bu çerçevede değerlendirilmeli. Başlığımız, medyada transseksüel olmayı içeriyor ancak “olamamak” demek daha doğru olurdu çünkü 5 yıllık bir yazarlık deneyimimden cinsiyet kimliğimden dolayı uzaklaştırıldım. Kalabalığa hitap etmeyi zor buluyorum; söyleşinin sonuna doğru, soru-cevap şeklinde söz almak isterim.

Sinem Kuzucan: Deniz Deniz de ben de çalışma hayatından dışlanmışız ve bunu anlatmak gerçekten çok zor. Ben her yerde konuştuğum için, anlatmak zamanla kolaylaştı sanırım… 4 sene öğretmenlik yapmış ve istifaya zorlanmış biriyim ben. Başlığa bir itirazım olacak gerçi; “Çalışma Hayatının Dışına İtilirken” demişiz ama ben artık çalışma hayatının içindeyim. Bir seks işçisiyim. Sendikalaşma yolunda çalışmalarımız var ancak seks işçiliği dışındaki hayat, transseksüellere kapanmış durumda.

Kendi tanıklıklarımla devam etmek istiyorum. Evet, biz çalışırız ama siz deyin 2 gün, ben diyeyim 3 günde kovuluruz. Cinsiyet kimliğimiz, önümüze engeller çıkartır ve her ortamda problem yaratır. Bir önceki forumun adı “Nefret Bir Ömür Sürer mi?” idi; bizim ömrümüz boyunca sürdü ama umarız başkalarının ömürleri boyunca sürmez. Nefret, genel ahlak, gelenek ve örflerin bütünü, transseksüelliği ya yok saymış ya da kötü… Transseksüellik sürekli utanç ile anıldığı için, yetişen toplum, bütün kapıları bize kapatmak durumunda kalıyor. Çalıştığınız yerde cinsel tacize uğruyorsunuz. İşyeri sahibi, cinsel ilişki teklif ediyor; ilişkiye girseniz de girmeseniz de, atılmanız 1-2 gün sürer.

Ben, yüksek bir derece ile yüksek öğrenimimi tamamladım ve 4 sene öğretmenlik yaptım. Tabii bunların hiç birinin önemi yok. Eğer cinsiyet kimliğiniz farklıysa, diğer bütün başarınız -ve hatta iyi bir insan olmanız- hiç bir şey ifade etmiyor. Üniversiteyi bitirip göreve başladığım sene, -büyük şehirden, küçük bir şehre gitme ile birlikte- cinsiyet kimliğiniz açığa çıkıyor. Trans kimliği saklamak, çok iyi rol yapmayı gerektiriyor ve bunu yamıyorsanız, açıklamak zorundasınız. Trans arkadaşlarım içersinde, çok iyi rol yapanına da bugüne kadar rastlamadım. Kendi kimliğim açığa çıktıktan sonra, kendi eğitimci arkadaşlarım ve milli eğitim müdürü -yani en alttan en üste kadarki çalışma arkadaşlarım- bana karşı cephe almaya başladı. Bana ne yaşama imkânı bırakıldı, ne de sıkışıp kaldığım alandan çıkabilme… Küçük şehirde ya istifa etmek ya da hem psikolojik hem de fiziksel saldırılara maruz kalarak hayatımı sürdürmek zorundaydım. Ben tayin istedim; gittiğim şehirde de aynı şeylerle karşılaşınca, sonunda istifa ettim. İkili bir hayat yaşamak istemedim. Devlet, “Yatak odası farklı bir yer; çalışma ortamı farklı…” diyerek, kimliğinizi saklayarak her şeyi yapabileceğinizin “imkânını” sunuyor bizlere. Cinsel kimliğinizi açıklamanız, onlara göre özel hayata giriyor ama trans kimlik böyle bir şey değil. Trans kimliğinizi kabul edip, fiziksel görünümünüzü buna göre şekillendirmeniz, “özel hayat” olmaktan çıkıyor; ancak, devletin politikası, bunu anlamakta zorlanıyor. Bütün bunların, “yatak” ile hakikaten hiçbir alakası yok. Trans bireylerin, hiç bir işte tutunamamaları da, bu algılardan gücünü alıyor. Ya bütün baskılara ve hakaretlere boyun eğeceksiniz ya da kaçacaksınız. Seçilecek çok fazla yol yok. Görev yaptığım yerlerden bahsedeyim size… Köylerde çalıştım ve halk baskısı ile çok karşılaşmadım. Bu köyler Türkiye’nin doğusundaydı ve oradaki halk, “trans kimlik”i değil, “öğretmen kimliği”ni biliyor. “Öğretmen ne yaparsa yapsın öğretmendir.” gibi bir algı… Kimliği fark eden kesim, çalışma arkadaşları oluyor ve fark ediş anından itibaren uzaklaşmalar başlıyor. Dışlama başlıyor. Taciz başlıyor. Tecavüz başlıyor. Bunlardan sonra ise, aldığınız bütün eğitimin üzerine çizik atıp, başka bir çalışma hayatı yaratıyorsunuz kendinize. Seks işçiliği. Türkiye’deki algı “Transseksüellik = Seks işçiliği” ile aynı derecede. İstifa ettikten sonraki 2 sene boyunca özel okullara başvurdum ancak hepsinden reddedildim. Milli Eğitim Bakanlığı’nı mahkemeye vermeye kalktığımda, sayısız yüz kızartıcı bahane ile karşıma çıktılar; dava bile açmadan takipsizlik kararı verdiler. Tüm bunlara karşı, -gerek bireysel gerekse dernek olarak- ne yapılabileceğini oturup düşünmemiz gerekiyor. Bu hak ihlallerinin, hukuki zemini tartışılmalı ve hukuki boyutu araştırılmalıdır. Evet, seks işçiliği ayrı bir meslektir; ancak transseksüellik, seks işçiliği demek değildir. İş alanları, devlet ya da toplum tarafından açılmadığına göre, kendimiz bir şekilde işin ucundan tutmalıyız. Özelden mi başlanır, memurluktan mı başlanır, bilmiyorum. Ben, 657’ye tabi bir devlet memuruydum. Şu an transseksüel kimliğim ortaya çıktığı için, bir devlet memuru olmam söz konusu bile değil çünkü transseksüellik 657’de “yüz kızartıcı suç”a denk düşüyor. Bu ülkedeki transseksüel bireylerin tümü, Ahlak Masası ya da Cinayet Masası tarafından parmak izlerinin alınmasının, fotoğraflarının çekilmesinin ve fişlenmiş olmalarının ne demek olduğunu, hayatlarının bir döneminde mutlaka deneyimlemiştir. Şunu da eklemem gerekir ki, ameliyattan geçmek ve “pembe kimlik”li olmak da bir çözüm olmuyor çünkü hayatınız boyunca seks işçiliği yapmışsanız ve ameliyat olduktan sonra hiçbir işiniz yoksa çok şey değişmiyor. Öte yandan, ülkemizde, transseksüellere “engelli maaşı” bağlanması gibi bir ironi de var; devlet, bizi “engelli” olarak görüyor. Zaten “pembe kimlik” almanız da sicil kayıtlarınıza işleniyor ve bu, iş bulmanızı imkânsızlaştırıyor. Bize sürekli “Şöyle giyin, böyle giyin. Güzelsin ama belli olma.” derler ve ben buna da karşıyım. Kim belli olmasın? Niye belli olmasın? Ne zamana kadar “yüz kızartıcı suç”?

Deniz Deniz: Üniversiteyi bitirir bitirmez işe başlıyorsun ve sakladığın bir kimlik var. Bunun transseksüalite mi olduğunu, eşcinsellik mi olduğunu dahi bilmiyorsunuz. Dünyada bir Bülent Ersoy var, bir de ben varım sanıyordum ben… Bu bilinçteki bir insan, iş haklarını, kanuni haklarını ve sosyal haklarını nasıl savunsun? Aileden ve çevreden yıllar boyunca saklanıyorsunuz ve sonunda, toplumun görmek istediği bir kimlik olarak iş hayatının kapısından içeri giriyorsunuz. Onlar da sizi başta “o kişi” sanıyorlar. Zaten bilseler de anlamazla… Zamanla okuyorsunuz, araştırıyorsunuz, Lambdaistanbul’a gidiyorsunuz, eşcinsel yazarlarla tanışıyorsunuz ve dünya tozpembe görünüyor size. İnsanlar durmadan soruyor, “Eşcinsel misin?”. Toplumun gözünde “eşcinsel”iz hepimiz. İşin acı tarafı, biz de öyle biliyorduk kedimizi…

Biraz bilinçlenince, “Dini bir takım şeyleri dahi çözmüşüm kafamda, cinselliği niye çözmeyeyim…” diyorsun. Gey bara gidiyorsun, Lambdaistanbul’a uğruyorsun, bir-iki partner buluyorsun ve işte kadın oluyorsun, Mahsun Kırmızıgül’ün filmindeki gibi… “Küçük dünyaları ben yarattım.” demeye başlıyorsun. Karşına çıkıp da “Abla” diyenler, “Açılayım mı şimdi…” dedirtiyor sana… Bir tarafım “Açıl” diyor, deneyimlerim ise “Sakın yapma!”… Kendime, “Kadın olursun ama müthiş bir yalnızlığa sürüklenirsin.” diyorum sürekli… Kendimi “eşcinsel” olarak tanımladığım zamanlarda, o kadar yalnız değildim ve çevremdeki transseksüel arkadaşlarım “Sakın değişme.” derlerdi. “Niye? Ne oluyor ki? Siz çok güzel olmuşsunuz. Ben de olmak istiyorum.” diyordum… Onların anlattıkları, bana mübalağalı cümleler gibi gelirdi. “Her halde bizim de onlar gibi olmamızı çekemiyorlar.” diye düşünüyordum. Hakikaten o alaylı-mahalle-bilgiçliği ve deneyimi, müthiş kurallarmış. Ne zaman ki kadın oluyorsun, tamamen soyutlanıyorsun. Hayattaki F-tipi cezaevindesin. LGBT derneklere gelenler tabii ki bunun dışındadır ama çok enteresan ki gey arkadaşların dahi seninle dolaşmak istemiyorlar. Kafenin içinde buluşuyorlar seninle ama dışında “aynı sen”le yürümüyorlar.

Gazeteciliğime de değinmek istiyorum. Gazetecilik, halkla yüz yüze yapılan olan bir meslek; hele ki muhabirseniz… Polis ve adliye ile sorunların sonu gelmez… Basında, transseksüel kimliği ile çalışan bir Ceyhan Fırat vardı, bir de ben vardım. En azından, benim bildiklerim bu kadar… Hürriyet Gazetesi’nin Yazı İşleri’yle görüşmüştüm yıllar önce ve bana “Bir transseksüelin ya da bir travestinin, Diyarbakır’da bir toplumsal olayı takip ettiğini düşünebiliyor musun?” diye sormuşlardı. Düşünebiliyorum ama neler olabileceğini de düşünebiliyorum. Evet, bu bir bahanedir ama toplumsal bir arka planı olmayan bir bahane midir? Hayır. Bir travesti, elinde kamera ile Diyarbakır’daki bir toplumsal olayı takip ederse, kendisi haber olur. Bu kaçınılmaz bir durum olabilir ama tüm bunlara rağmen çalışmalıyız. O Yazı İşleri müdürlerinin anlayamadığı da bu… Üç yıl boyunca, adliye muhabirliği yaptım; kimliğimi belli etmeye başladıktan sonra, bana bir jest yaptılar ve beni Kültür&Sanat’a aldılar. Orada da başka bir sorun oldu ve atıldım. Türkiye basını, birçok alanda toplumdan önde olduğunu falan iddia eder ancak çoğu zaman gerisindedir. Hele ki konu LGBTT’ler ise… Anlaşamadığınız şefiniz, “Çocuklar sünnet edilmiş. Haberini sen yap.” der. Hâlbuki o haberin girileceği yoktur ama gıcıklık yapmak diye bir şey vardır… Başımıza geldi böyle şeyler… Bu nedenlerle, bazı değişikliklerin gerçekleşmesi için, yeni yasalar gerekli. Toplum alışkanlıklarının değişmesi için asırların geçmesi lazım; acil bir değişim ise, kanunla olabilecek bir şey…

Buse Kılıçkaya: Görünür olmaya başladıktan sonraki sorunlara dair konuşmaları dinledik. Serap Akçura’nın, neler yapılması noktasında söyledikleri, hepimize çok büyük işler düştüğünü gösteriyor. Çalışma pratiklerimiz, insan hakları ve ayrımcılık, çalışma hayatı ve ameliyat süreçlerinde yaşanan sorunlar, tamamen hukuksal bir sürece tekâmül ediyor. Evet, biz bu mücadeleyi vereceğiz ama bunu, sadece transseksüel bireyler olarak değil, toplumun bütünü olarak yapmak istiyoruz. Çok kolay bir mücadele değil ama LGBTT bireylerin son zamanlarda verdiği mücadeleyi azımsamamak gerekiyor. Birimizin görünür olduğu yerde, diğer bir insanın görünür olmak istememe duygusunu da anlamak gerekiyor. Ben görünür bir transseksüelim ama her lezbiyenin ve geyin görünür olmasını beklemek çok doğru değil çünkü hayatın tam dışına itiliyoruz, işlerimiz ellerimizden alınıyor, ailelerimiz tarafından reddediliyoruz, toplumun kenarına bırakıyoruz ve en yakın arkadaşlarımız bizi ötekileştiriyor. Anayasanın 10. maddesinin artık “cinsel yönelim” ve “cinsiyet kimliği”ni içermesi; ameliyat süreçlerimiz ve kimlik meselesine ilişkin çalışmalarımızın ilerlemesi ve en önemlisi insan hakları, şiddet ve ayrımcılık noktasında atacağımız her adım, bizim daha özgür bir ülkede yaşamamızın temelini oluşturacaktır.

* “Türkiye’de Kadın Olma Halleri” başlığı altında 2009 yılı boyunca gerçekleştiriyor olduğumuz söyleşiler, Heinrich Böll Stiftung Derneği tarafından desteklenmektedir.